Rehberlik ve Psikolojik Danışma Konu Anlatım Videoları

Psikoanalitik Kuram (Freud, Adler, Jung, Horney, Sullivan, Erikson): Kurucusu Sigmund Freud’dur. Freud’a göre insanların davranışlarının belirleyicisi biyolojik ihtiyaçları ve cinsel güdüleridir. İki temel güdü insan davranışlarının belirlenmesinde etkin rol oynar. Bunlar cinsellik (eros) ve saldırganlık (thanatos) güdüleridir. Sorunların kaynağındaki neden bastırılmış duygulardır. Sorunların kaynağını 0 – 6 yaş çocukluk döneminde aramak gerekmektedir. Serbest çağrışım, hipnoz, telkin, dil sürçmelerinin analizi, transferans, mürekkep lekesi ve rüya yorumlama tekniklerini yoğun olarak kullanır. Bu kuramda insan davranışlarını açıklamada bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı kavramları kullanılır. Bilinç, insanın yaşamının belirli bir anında iç ve dış çevreden gelen uyarıcıların farkında olmasıdır. Bilinçaltı, çağrışım yoluyla ve biraz zorlayarak hatırlayabileceği zihinsel içeriğin bulunduğu yerdir. Bilinçdışı, insanın farkında olmadığı arzularının, hayallerinin, isteklerinin ve dürtülerinin bulunduğu bölümdür. İnsanın kişiliği de birbirinden farklı ancak sürekli olarak ilişki içinde olan id, ego ve süperegodan oluşur. İd, insan doğasındaki içgüdüleri, istekleri, arzuları, dürtüleri temsil eder. Süperego, kişiliğin toplumsal yönünü ifade eder. Ego gerçeklik ilkesine göre hareket ederek id ve süperego arasında dengeyi bulmaya çalışır. Kullandığı teknikler:

Serbest çağrışım: Danışanın aklına gelen her şeyi kendisine anlamsız geliyor olsa bile danışmana söylemesidir. Danışman ise bu parçaları birleştirir.

Transferans: Danışanın, çocukluğunda kendisi için önemli olan kişileri, danışmanda tekrar yaşaması ve daha önce yani çocuklunda o kişilere duyduğu duyguları danışmana transfer etmesidir.

Hipnoz: Bilinç dışına atılan yaşantıların bilince çıkarılması amaçlanır ve bu amaçla telkinler yoluyla danışanın  çocukluğuna inilir.

Yorumlama: Bastırılmış bilinçdışı materyallerin, bilinç durumuna çıkarılması için danışmanın yaptığı yorumlar söz konusudur. Bu yolla danışman danışanın kullandığı savunma mekanizmalarının farkına varmasını sağlayabilmektedir.

Adlerian Yaklaşım: Adler’e göre bireyin sorunlarının kaynağı, diğer insanlarla işbirliği ve dayanışma gücünün eksikliğidir. Bu nedenle de danışanın danışma süreci içinde bir gruba ait olma ve bir grup içinde eşit koşullarda kabul edilmiş olma duygusunu yaşaması gerekir. Ancak bu yolla davranış değişikliği sağlanabilecektir. Adlerian yaklaşımda danışma, yeniden uyum sürecidir.

Adler, bir kişinin neden başka bir duygusal sorun yerine sahip olduğu duygusal sorunu geliştirdiğini açıklamaya çalışmıştır. Bireylerin fiziksel olarak eksikliklerini nasıl algıladıklarından çok sosyal eksikliklerini nasıl algıladıkları üzerine odaklanmıştır. Bir bebek dünyaya geldiğinde aşağılık duygusu ortaya çıkar. Anne – babası ve kardeşleri ondan daha güçlü ve bağımsızdır. Yaşam ilerledikçe çocuk hedeflerine ulaşmaya çalışır ve bu nedenle aşağılık duygusuna karşıt olarak üstünlük çabası ortaya çıkar. Normal bir birey üstünlük kazanmak için çabalar, ancak aşağılık duygularını maskelemek için üstünlük kompleksi geliştirmez. Üstünlük kompleksi geliştiren kişiler çoğunlukla kibirli, bencil, ukala ve diğerlerini küçümseyen kişilerdir. Bu nedenle üstünlük kazanma çabası insanlar için doğal ve temel bir motivasyon kaynağıdır.

Adler’e göre doğum sırası da bireyin toplumla kurduğu ilişkide geliştirdiği yaşam biçiminde belirleyicidir.

En büyük çocuk, tacı elinden alınan kraldır. O güne kadar anne – babasının ilgi odağı iken, kardeşinin dünyaya gelmesi ile tahttan indirilir. Bununla birlikte sorumlulukları da artar. O artık kardeşlerine iyi bir model olmak zorundadır ve bu nedenle sık sık anne babasının eleştirilerine maruz kalır.

Ortanca çocuk, kendinden önce dünyaya gelen rakipleri olduğu için mücadelecidir. Büyük ve küçük kardeşlerinin arasında kalmış ve ezilmiştir. Bu nedenle asi bir kişilik geliştirmesi muhtemeldir.

En küçük çocuk, ailenin ilgi merkezindedir ve şımartılmıştır. Asla büyümez ve her zaman kendi isteklerini ön planda tutar.

Tek çocuk ise kardeşleri olmadığı için sosyal bir paylaşım ortamı yaşamamıştır. Ailesi tarafından aşırı korunmuş, şımartılmıştır ve bu durum yetişkinlikte de ilişkilerini etkileyecektir.

Davranışçı Danışma Kuram (Pavlov, Watson, Skinner, Thorndike, Bandura): Duygusal sorunların çoğu öğrenilmiş sorunlardır. Bu nedenle danışmanın en önemli rolü danışanın pekiştireç olasılıklarını değiştirerek davranışın değişmesini sağlamaktır. İstendik olmayan davranışların hepsi, cezanın aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle danışmanın cezalandırıcı olmayan bir dinleyici olması ve ceza ile ilgili olmayan tepkilerde bulunması danışma süreci açısından en önemli unsurdur. Bu kuram, bıktırma, karşıt tepki oluşturma, sistematik duyarsızlaştırma, biçimlendirme, taşırma, atılganlık eğitimi, model alma, kaçındırma (cezalandırma) gibi teknikleri kullanır.

Hümanist (İnsancıl) Danışma Kuramı: Rogers ve Maslow temsilcileridir. İnsanlar özlerinde iyidirler ve bu nedenle saygıya değerdirler. Benlik kavramı, kendimizle ilgili bütün düşüncelerin, algıların, duyguların ve değerlendirmelerin etkileşiminden doğan genel bir algıdır. Rogers’a göre insanın geliştirdiği benlik algısı ile kendini gerçekleştirme hedefleri arasında bir çelişki doğduğunda ruhsal sorunlar açığa çıkmaktadır. Bu sorunların tedavisi için işletilen danışma sürecinde bireye saygı duyma ve onu koşulsuz olarak kabul etme yolları kullanılmalıdır. Bu nedenle danışma sürecinde danışman ile danışan arasında saygı, içtenlik, dürüstlük ve empatiye dayalı eşit bir ilişki kurulmalıdır. Ancak böyle bir ilişkinin kurulması ile danışanın sorunlarına çözüm aranabilir.

Kullandığı teknikler, terapötik beceriler (empati, şeffaflık, saydamlık, kendini açma, samimiyet, koşulsuz kabul, saygı) ile bireyin öz saygı düzeyini yükseltmek ve kendini kabul etme anlayışını güçlendirmektir.

Rogers’ın Danışandan Hız Alan Yaklaşımı, insancıl danışma kuramı içerisinde kabul edilmektedir. Psikolojik danışma sürecinde danışman ile danışan arasındaki ilişkide aşağıdaki ilkelere dikkat etmek gerekmektedir:

  • Danışanlar akıl hastaları değildir. Ancak, davranışları ile ilgili sorumluluk alma, karar verme ve amaç belirlemede yetersiz bilgi ve becerilere sahiptirler.
  • Danışmanlık şimdi ve gelecekle ilgilidir.
  • Danışmanlar aslında ortaktırlar ve danışanlar belirli hedeflere karşılıklı olarak hareket ettikleri için işbirlikçidirler.
  • Danışmanlar, danışanlarına değerlerini zorla kabul ettirmezler ya da onların kendi değerlerini, duygularını ve ahlaki inançlarını saklamalarına yol açmazlar.
  • Psikolojik danışmanlığın hedefi anlayışı değiştirmektir.

Terapötik beceriler (empati, şeffaflık, saydamlık, kendi açma, samimiyet, koşulsuz kabul, saygı) kullanarak bireyin öz saygı düzeyini yükseltmeye ve kendini kabul etme anlayışını güçlendirmeye çalışır.

Bilişsel Danışma Kuramı (Beck & Ellis): Bireyin akılcı, tutarlı ve gerçekçi düşünerek olaylara yaklaşımını sağlamaya çalışan bir tekniktir. İnsanın bazı potansiyellerle dünyaya geldiğini ve bütün davranışların öğrenme ile kazanıldığını kabul eder. Ancak davranışın kendisinden çok onu ortaya çıkaran iç faktörlere yönelmiştir. Bu faktörler yanlış düşünceler, batıl inançlar, mantıksız genellemeler veya başarısız kimlik anlayışı (otomatik düşünceler) olarak ifade edilebilir. Danışma süreci aktif, zaman sınırlı, danışan merkezli ve yapılandırılmıştır. Danışma sürecindeki amaç danışanın otomatik olarak geliştirdiği bu olumsuz düşünceler şemasına ulaşmak, danışanın düşüncelerini tanımasına yardımcı olmak ve bundan sonra da düşüncelerini değiştirmektir. Atılganlık eğitimleri, problem çözme becerileri eğitimleri, davranış provaları, sosyal beceri eğitimleri gibi teknikler kullanılır.

Fenomenolojik Danışma Kuramı: Combs, Kelly, Snygg önemli temsilcileridir. Bireyin iç dünyaları da önemlidir. Bir davranışın en doğru şekilde anlamlandırılması, davranışı ortaya koyan birey tarafından yapılabilir ve bu değerlendirmeye fenomenolojik değerlendirme denir. Yani dışardan gözlenen davranışlar gözleyen bireylere göre farklı anlamlar taşıyabilir. O davranışı anlayabilmek için o davranışı yapan bireye, davranışının ne anlama gediğini sormak, bireyin iç dünyasına girmek gerekir.

Her bireyin kendine özgü bir gerçekliği algılama ve anlamlandırması vardır (fenomenal alan). İnsan dünyanın gerçekteki halini değil, algıladığı dünyayı, fenomenal dünyasını bilir. Birey, çevrenin gerçekte olduğu şekline değil; kendi algıladığı şekline göre tepkide bulunur. Yani birey bir tepkiyi gerçeğe değil, gerçeğin algısına gösterir. Bu nedenle yalnızca dışarıdan gözlenen davranışları ile birey anlaşılamaz; bireyin iç dünyasına / algı dünyasına nüfuz edilmelidir. Bunun için bireyle empati kurmak gerekir. Bu yaklaşım fenomenolojik yaklaşımdır.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Konu Anlatım Videoları

Akılcı – Duygusal Danışma Kuramı: Kurucusu Albert Ellis’tir. Hümanistik, felsefi ve davranışsal yaklaşımları birleştirmiştir. Bu kurama göre bireylerin duyguları, inançlarından, değerlendirmelerinden, yorumlamalarından ve davranışlarından etkilenmektedir. Danışma süreci bir eğitim süreci olarak görülür. Bu süreçte danışman, bireye inançlarının akılcı olmadığını ve bunun yerine nasıl akılcı bir inanç sistemi geliştirebileceğini öğretir. Doğru düşünme stratejileri ve ev ödevlerini kullanır.

Duygu ve düşüncenin işlevleri birbirinden bağımsız değildir. Duygu düşüncenin önyargılı, kişisel ve mantıksız yönüdür. Düşüncenin duygu ile birlikte olması demek; düşüncenin bazı duygulara yol açması ya da bir duygunun temelinde bazı düşünce ve inançların bulunması demektir.

Ellis’e göre insanlar yanlış akıl yürütme ve akılcı olmayan inançlarından dolayı depresif, kaygılı, sıkıntılı olmakta ve benzeri sorunlar yaşamaktadır. Yani akılcı-duygusal yaklaşıma göre psikolojik sağlığı bozan başlıca neden, akılcı olmayan düşüncelerdir. Ellis’e göre davranış bozukluklarının kaynağı çocuklukta öğrenilen bir takım yanlış ve akıldışı inançların yarattığı kaygıdan başka bir şey değildir. Ellis’e göre, psikolojik sağlığı bozan bu mantıksız düşünceler toplumun benimsediği değerlerden kaynaklanmış olup küçük yaşlarda anne babalar tarafından çocuklara aşılanmaktadır. Bu mantıksız düşüncelerden bazıları aşağıdaki gibidir;

– Birey, çevresindeki herkes tarafından beğenilmeli ve sevilmelidir.

– Bireyin kendini yararlı ve değerli biri olarak algılaması için yeterli ve başarılı olması gerekir.

– Bazı insanlar kötüdür ve kusurludur. Bunlar cezalandırılmalıdır.

– Mutsuzluğun kaynağı kişinin dışında cereyan eden olaylardır. Kişinin bunun üzerinde hiçbir denetimi yoktur.

– Kaygıların nedeni tehlikeli olaylardır. Bunların ortaya çıkma olasılığı her zaman engellenmelidir.

– Bugünkü davranışların belirleyicisi her zaman geçmiş yaşantılar ve olaylardır.

Bu mantıksız düşüncelerin ortak özellikleri olarak aşırı uçları dayanak alma (her zaman, herkes), yanlış genellemelere gitme, sorumluluğu dış etmenlere (kader, kötü insanlar, doğal afetler) yükleme vb. sayılabilir.

Ellis’e göre bir olay ya da durum başlı başına kaygı uyandıran bir uyarıcı değildir. Onu algılama biçimi önemlidir. Ellis bunu A-B-C üçlüsü olarak açıklamaktadır. Bu açıklamaya göre bir uyarıcı (A) bir kimsede rahatsız edici bir duygusal tepkiye (C) yol açabilir. Aynı uyarıcı başka bir kimsede ya hoş bir duygu yaratabilir ya da hiçbir duygusal tepkiye yol açmayabilir. Burada uyarıcının şöyle ya da böyle bir tepkiye yol açmasını belirleyen faktör, bir uyarıcı ile karşılaşan bireyin düşünce yapısı, olayı algılama ve yorumlama biçimi (B) dir.

Ellis’e göre danışma hizmetinin amacı, danışanı mantıksız/yanlış düşünceleri ile yüzleştirip bunları fark etmesi, bunların mantıksız olduğunu anlaması ve bu mantıksız düşünceleri terk etmesi için ikna etmektir. ABC tekniği, ev ödevleri, rol oynama, hayal kurma, yorum öğretme, tartışma, doğru düşünme stratejileri gibi teknikleri kullanır.

Varoluşçu Danışma Kuramı (Rollo May, Rank, Irvin Yalom, Viktor Frankl, Soren Kierkgaard): Temel kavram varoluştur. İnsan hangi değerleri yaratmış, yolunu nasıl seçmişse öyle varolur. Yaşamı var eden, anlamlandıran, doğada insana yol gösteren, insanın kendisidir. Bu da onun özgür olduğunu gösterir. Özgürlük, birey yaşamının sorumluluğunu üstlenebildiği ölçüde olabilmektedir. Psikolojik danışmada bireyin, kendi sorumluluğunu üstlenmesine, özgür varoluşunu gerçekleştirmesine yardımcı olunmaya çalışılır. Evrende kendi varlığını yaratan tek varlık, insandır. İnsan, kendi değerlerini kendi tayin eder ve kendi yolunu kendisi çizer. Özünü, yaşamını var eden insanın kendisidir. Bu ise, insanın özgür olduğunu gösterir. Ancak, insan kendi sorumluluğunu üstlenebildiği ölçüde özgür olabilmektedir. İnsan bu sorumluluk nedeniyle bunalım, kaygı ve sıkıntı duyar. Doğmuş olduğumuzu ve bir gün öleceğimizi biliriz. Ölümün kaçınılmazlığı yokluk ve hiçlik duygularını yaratır. Bu duygu ise insanı, doyumlu ve anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır. Bu rahatsız edici duygulardan kurtulmak için insanın, kendi varlığına sahip çıkarak sorumluluklarını üstlenmesi gerekir.

Gestalt (Bütüncül) Danışma Kuram (Perls, Wertheimer, Koffka, Köhler): Bir bütün olan insan organizmasından doğan denge, ruh sağlığının bir göstergesidir. Bu bütünlük yani denge bozulunca ruhsal bozukluklar ortaya çıkar. Tedavi için danışanda meydana gelen dengesizliği gidermek gerekir. Bu amaçla bireyin kendi benliği ve yaşadığı çevre ile ilişkiye geçmesine yardım edilir. Yardım edilirken herhangi bir sınırlama konulmaz. Rol oynama, boş sandalye tekniği, duygularını söyle, farkındalık kazandırma, yüzleşme, diyalog oyunları, bir sırrım var, rüyaların analizi, yansıtmayı oynama, tersine çevirme  vb. teknikleri kullanır.

Seçim Teorisi (Gerçeklik Terapisi) (William Glasser – öğretim tekniklerindeki Glasser farklı birisidir): Bireyin temel amacı başarılı bir kimlik kazanmaktır. Başarılı bir kimliğe ulaşabilmek için sağlıklı seçimler yapmaları, sorumluluklar alarak başarıyla yerine getirmeleri gerekmektedir. Birey gerçeklerle yüz yüze kalarak kimlik geliştirebilir. Danışanın genellikle şu anda yaşadıklarıyla ilgilidir. Yüzleştirme, sorumluluk eğitimi ve gerçekleri kabul etme terapisi tekniklerini kullanır. Böylece danışana uygun davranış standartları öğretilerek, bu standartlara göre davrandığında ödüllendirme, standartlara uygun davranmadığında davranışın düzeltilmesi yoluna gidilir.

Bu kuramda önemli olan nokta kişinin başarılı bir kimlik kazanmasıdır. Bunun unsurları şöyledir:

  • Yaşadığı dünyanın gerçekliğini inkar ya da göz ardı etmemek,
  • Kendi davranışlarının sorumluluğunu kabul etmek,
  • Plan yapmak ve gerçekleştirmede sorumlu davranmak,
  • Kendine ve başkalarına yararlı etkinliklere katılmak,
  • Standartlara uygun etik davranışlar içeren bir şekilde yaşamak,
  • Başkalarına sevmek ve onlara katılmak, kendini başkalarına kabul ettirmek ve karşılığında sevilmek.

Transaksiyonel Analiz Yaklaşımı (Eric Berne): Bu yaklaşım, bir kişinin kendi yazgısını seçmek ve yeniden yönlendirmek için bir potansiyele sahip olduğunu varsayar. Terapi sürecinin bilişsel, akılcı ve davranışçı yönlerini vurgulayan bir yaklaşımdır. İnsanlar yaşadıklarının aslında kendi seçimleri olduğunu fark ettiklerinde, bunları değiştirmek için ileriye yönelik bir adım atmış olurlar. Bu nedenle olumlu ve olumsuz davranışlarımızın kaynağının kendi seçimlerimiz olduğunu bilmek ve bunları değiştirmek konusunda bu yaklaşım bize yardımcı olur. Danışanın önceki kararlarını yeniden gözden geçirmesi, değerlendirmesi ve daha uygun yeni seçenekleri oluşturmasına yardımcı olmak sürecin özünü oluşturur. Her danışanda oluşan farklı kişilikleri anlamak için kişilerarası etkileşimleri anlamanın önemi vurgulanır. Büyük oranda egonun vurgulanması söz konusudur. Bu bakış açısından ebeveyn, yetişkin ve çocuk şeklindeki üç durum oluşur. Bu üç durumun her biri kişinin gözlenebilen davranışlarından kimin sorumlu olduğunu göstermektedir. Amaç, danışanların inisiyatif kullanarak bağımsız hale gelmelerini sağlamaktır. Kişinin hangi ego durumu ile hareket ettiğini fark etmesi, iletişimde yaşadığı güçlükleri ortadan kaldırmasına yardımcı olacaktır.  Bireylere daha etkili iletişim kurma becerilerini kazandırmaya çalışılır.  Didaktik yöntem, boş sandalye ve rol oynama tekniklerinden yararlanır.

Ebeveyn ego: Bireyin anne babasından öğrendiği, ödünç aldığı duygu, düşünce ve davranışlardır. Bu ego durumu kişinin ahlaki yönünü ve değerlerini temsil eder. Eleştirici ya da koruyucu olabilir. Eleştirici ebeveyn hataları bulmaya çalışırken koruyucu ebeveyn destekleyicidir. Yaşamın ilk yıllarında başta anne – baba olmak üzere tüm otorite figürlerinin davranışlarının, çeşitli konulardaki düşünce ve tutumlarının kayıtlarından oluşur. Birer yetişkin olduğumuzda ebeveyn ego durumu aktif hale geldiği durumlarda tıpkı çocukken izlediğimiz ve kaydettiğimiz bu otorite figürleri gibi hisseder, onlar gibi düşünür, onlar gibi konuşur ve onlar gibi tepki veririz.

Yetişkin ego: Kişiliğin akılcı düşünme boyutudur. Duygulardan yoksundur ve ebeveyn ego ile çocuk ego arasında arabulucu bir rol oynar. Kişinin mantıklı ve sağduyulu yanıdır. Çevreyi objektif olarak değerlendiren, deneyimleri çerçevesinde olasılıkları hesaplayan ego durumudur. Yetişkin ego durumunun en önemli özelliği “şimdi ve burada”ki gerçeği göz önüne alarak, verilere dayalı hareket etmesidir.

Çocuk ego: Kişiliğin özgür yanıdır. Heyecan, mutluluk, korku gibi çeşitli duyguları taşır. Özgür ve duyarlı çocuk olmak üzere iki boyutu vardır. Özgür çocuk şakacı ve doğalken, duyarlı çocuk bazen asi ancak genellikle çevreye uyumludur. Çevreyle iyi geçinmek için kendini yadsıyan kimselerdir. Kişinin 0 – 7 yaş yaşantılarına ait kayıtlardan oluşur. Çocukluk döneminde yaşananlar ve bu yaşantılara eşlik etmiş olan duygu, düşünce ve davranışlar çocuk ego durumunu oluşturur. Yıllar sonra kişi çocuk ego durumundan hareket ettiğinde aslında çok uzun yıllar önce davranmış olduğu şekilde davranmakta ve bu anlamda geçmişi tekrar etmektedir.

Feminist Terapi: Yaşam sürecinde kadın ve erkeklerin değişik yollarla geliştiğinin önemini vurgulayan bir yaklaşımdır. Feminist terapi, çocukluk yaşantılarını, ergenlikteki cinsel ve sosyal gelişimi ve iş yaşamındaki rolleri içeren yaşam sürecinde, kadın ve erkeklerin değişik yollarla geliştiğinin önemini vurgulamaktadır. Kişilik teorisinde kadın ve erkeğin hangi açılardan benzer ve hangi açılardan farklı olduğu üzerine odaklanmaktadır. Yapılan araştırmalar pek çok kültürde erkeklerin hatta kadınların da kız çocuklarına karşın erkek çocukları daha fazla istediklerini göstermektedir. Bu tercih büyük olasılıkla ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarını da belirlemektedir.

Eklektik Psikolojik Danışma Yaklaşımı: Başlı başına bir kuram değildir. Belirli bir görüşe bağlı kalmaksızın, çeşitli görüşlerden yararlanarak danışmanların kendilerine özgü olarak geliştirdikleri yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre hiçbir psikolojik danışma kuramı, tek başına psikolojik danışma sürecini açıklayamaz. Bu nedenle ihtiyaçlara göre hareket edilir.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Konu Anlatım Videoları

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here