Gelişim Psikolojisi Konu Anlatım Videoları

Gelişim Psikolojisi KPSS’de Çıkmış Soru Çözümü Videoları

Psikoloji, insan davranışlarının altında yatan nedenleri inceleyen; duyuş, düşünüş ve davranışların bağlı bulunduğu konuları araştıran bir bilim dalıdır. Günümüzde yaşamın her alanında psikolojinin doğrudan ya da dolaylı etkisini görmek mümkündür. Psikoloji insan davranışları üzerinde olduğu kadar hayvan davranışları ve zihinsel süreçleri üzerinde de bilimsel yöntemlerle çalışan bir bilimdir. Birbiriyle etkileşim içerisinde olan üç temel yapıyı inceler: Düşünce, duygu ve davranış.

Psikolojinin amacı, insan davranışlarının altında yatan nedenleri ortaya çıkarmaktır. Psikoloji biliminin kurucusu olarak W. Wundt kabul edilir. Wundt, psikoloji kuramını (yapısalcı psikoloji) ve ilk psikoloji laboratuarını (1879) kurmuş böylece insan davranışlarını kontrollü koşullarda gözlemiştir. Psikoloji, 19. yy.’a kadar felsefenin kapsamı içinde yer almıştır. Özellikle 20. yy.’dan itibaren üzerinde en çok çalışılan bilim alanlarından biri haline gelmiştir.

Eğitim psikolojisinde, öğrenci öğrenme sürecinde hammaddedir. Öğrenen bir varlık olarak bireyin neyi, nasıl, nerede ve ne zaman öğrendiğini inceler. Böylece insanların gelişim özelliklerini ve öğrenme ilkelerini inceleyerek eğitim ortamlarının etkili bir şekilde düzenlenmesini ve öğretme yoluyla öğrenmeyi verimli bir şekilde gerçekleştirmeyi amaç edinen uygulamalı bir bilim dalıdır. Eğitim psikolojisi, öğretme – öğrenme ortamlarını, öğrenme süreçlerini, bireyin gelişim özelliklerini, öğrenmeyi etkileyen faktörleri ve güdülenmeyi kapsayan akademik bir süreçtir.

Eğitim ve psikoloji bilim alanlarının ortak kavramı “davranış”tır. Eğitim psikolojisinin alt dalları:

1. Gelişim psikolojisi: Bireylerin yaşam boyunca geçirdiği değişimlerin betimlenmesi ve açıklanmasıyla, aynı zamanda bireyler arasındaki değişim, benzerlik ve farklılıklarla uğraşır. İnsan davranışlarında döllenmeden ölüme kadar, tüm yaşam boyunca gözlenen biyolojik ve psikolojik değişiklikleri inceler. Büyüme ve gelişme sonucu davranışlarda ve bilişsel sistemde ortaya çıkan değişiklikleri inceleyen psikoloji dalıdır.

2. Öğrenme Psikolojisi: Bireyde, öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalışan, öğrenme sürecini ve bu süreçte meydana gelen öğrenme – öğretme modellerini, yaklaşımlarını, ilkelerini ve stratejilerini inceleyen bilim alanıdır.

3. Rehberlik ve Psikolojik Danışma: Bireyin kendisi ve çevresini tanımasına yardımcı olan, bireye yollar gösteren, bunun yanı sıra kişisel, eğitsel ve mesleki yönlerden bireye destek vererek onun gelişimine de katkıda bulunmayı amaçlayan bilim alanıdır.

Psikoloji Kuramları

Yapısalcı Yaklaşım (Structuralism) – Wilhelm Wundt – Titchener

Wundt, 1879 yılında Almanya’nın Leipzig kentinde ilk psikoloji laboratuarını kurarak psikolojinin felsefe ve fizyolojiden ayrı bir bilim olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yapısalcı yaklaşım, insan bilincinin yapısını anlamak üzere yola çıkmıştır. Wundt, tıpkı doğa bilimlerinde olduğu gibi, insan bilincinin “atomlarını” (yapı taşlarını) anlamaya çalıştı. Yani insan bilincini meydana getiren parçaları (yapıları) keşfetmek psikolojinin temel amacıydı.

Wundt’a göre insan yaşantısı subjektiftir ve dışarıdan bir gözlemcinin bu kişisel yaşantıyı kendi olanaklarıyla anlaması mümkün değildir. Bu nedenle içebakış yöntemini kullandı. Bu yöntem sayesinde, insan bilincindeki her şeyin temel tanımlarını yapmaya çalışıp, sonucunda bu teker teker tanımları birleştirerek bütün bilince dair bir nihai bilimsel bilgiye sahip olunacağını düşündü. Wundt bu amaçla kendi eğittiği asistanlarından yararlandı. Onların kendi iç dünyalarına bakıp en temel gözlemlerini tasvir etmelerini istedi. Kimilerine göre bu yaklaşım Wundt’un ölümünden sonra, kimilerine göre ise öğrencisi olan E.B. Titchener’in 1927’deki ölümünden sonra sona ermiştir.

İşlevselci Yaklaşım (Functionalism) – William James – John Dewey – Harvey Carr – John Angell

Yapısalcılığa karşı bir tepki olarak gelişti. James ve Darwin’in fikirlerinden etkilendi. Yapısalcılığın insan bilincinin yapıtaşlarını bulma çabalarının aksine, işlevselcilik insan bilincinin ve davranışlarının amaçlarına sistematik bir bakışı öngörür. İşlevselcilerin psikoloji tarihine önemli katkılarından bir tanesi “bireysel farklılıklara” vurgu yapmalarıdır. Bu akım davranışçılığın ortaya çıkmasına zemin hazırladı ve uygulamalı psikolojinin başlamasını sağladı. İşlevselciler insanın zihninde ne olduğu ile değil, olan şeyin nasıl bir uyumsal işlev gördüğü ile ilgilendiler. Özellikle Dewey, öğrencilerin gelişimsel düzeylerine göre öğrendiklerini vurgulamakla eğitim alanına önemli katkı sağlamıştır.

Psikoanalitik Yaklaşım (Psikodinamik Yaklaşım) – Sigmund Freud – Erikson

Freud, insan davranışında en temel unsurun doğuştan getirilen içgüdüler (cinsellik ve saldırganlık) ve bilinç dışı olduğunu vurguladı. Freud’a göre insanlar aslında hayvani bir doğa ile dünyaya gelirler yani insanı doğuştan kötü görür. Ancak uygarlık içinde bu doğayı yaşamak mümkün olmadığından savunma mekanizmaları sayesinde giderek bilinç dışı biriktirirler. Bir bireyin ne kadar bilinçdışı malzemesi var ise o derece sağlıksızdır. İlk gelişimsel yılları (özellikle 0 – 6 yaş arası) kişiliğin temelinin belirlendiği zaman dilimi olarak görür. İlk yılların sonradan onarılamayacak etkilere sahip olduğunu söylemekle insanın değişebilme gücünü azımsamıştır. Rüyaların önemini ve yorumunu psikolojiye kazandırmıştır. Ancak deneysel yöntem gibi bilimsel metodolojiden çok Freud’un klinik gözlem ve yorumlarına dayanır; yani ruhsal problemleri olan bireylerle yapılan klinik çalışmalardan elde edilen veriler kullanılmıştır.

Davranışçı Yaklaşım – Watson – Pavlov – Skinner – Thorndike

Bireyi doğuştan boş bir levha olarak ele alır ve bu nedenle de her türlü davranışın öğrenme sonucu oluştuğunu savunurlar. Bu anlayış, psikolojinin konusu olarak gözlenebilir davranışı ele alır. Watsın gibi kimi katı davranışlara göre duygular, zihinsel süreçler vs. gibi insanın diğer özelliklerinin bir önemi yoktur veya önemli olsalar bile nesnel bir şekilde gözlenemedikleri için psikolojinin konusu olamazlar. Psikolojinin bir bilim olarak kabul görmesine büyük katkı yapmıştır. Deneysel yönteme dayanır. Çoğu kez hayvan deneylerinden veriler elde edilmiştir. Öğrenme ilkelerini psikolojiye kazandırmıştır. İnsan davranışına bilimsel bir bakış açısı getirmiştir. İnsan doğuştan ne olumlu ne de olumsuzdur (nötrdür). Kişiliği oluşturan her şey öğrenilmiştir. Ruhsal problemler de öğrenme sonucudur ve çözümleri de öğrenme ilkelerinden yararlanılarak mümkün olur.

Bilişsel Yaklaşım – Piaget – Bruner – Gagne – Gestalt

Davranışçıların insanın zihinsel süreçlerini ihmal etmelerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İnsanın davranışı üzerinde zihinsel süreçlerin etkisine vurgu yaptılar. Bunu yapmakla da bireyin davranışları ve yaşamı üzerinde kendisinin kontrolünün olduğunu ve çevredeki uyarıcı veya pekiştireçlere göre tepkiler veren pasif bir varlık olarak değil, kendi öğrenme ve gelişiminde tercihleri, yorumları, düşünce ve inançları ile aktif etkisi olan biri olarak değerlendirdiler. Tolman, davranışçı yaklaşım ile bilişselci yaklaşım arasındaki köprü olarak görülür çünkü davranışçı nitelikler taşımasının yanında gizil öğrenmeye de değinmiştir. Albert Ellis, bilişsel yaklaşımı psikolojik dan4ışmaya (psikoterapiye) uygulamıştır.

Gestalt Yaklaşım – Fertheimer – Köhler – Koffka – Lewin

Algı psikolojisine ilişkin araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bireyi veya olguları parçalarına ayırarak değil, bütün halinde ele almak gerektiğini vurgulamışlardır. Algı yasaları, içgörüsel öğrenme, dikkat gibi süreçleri vurgulam4ıştır. Temel anlamda bilişsel bir yaklaşımdır. İnsan doğasına ilişkin olumlu bir bakış açısına sahiptir.

İnsancıl Yaklaşım (Humanist) – Carl Rogers – Abraham Maslow

İnsan doğasını en olumlu bulan bakış açısıdır. Maslow, bireyin kendini gerçekleştirme kapasitesiyle dünyaya geldiğini vurgulamakla insan doğasına ilişkin son derece umutlu bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bu yaklaşıma göre çevresel koşullar uygun olduğu takdirde birey gelişimini en üst seviyeye çıkarabilecek potansiyeldedir. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda ortaya çıkmıştır. Öğrenci merkezli eğitimin fikrinin temellerini oluşturmuştur.

Varoluşçu Yaklaşım – Rollo May – Victor Frankl

İnsanın ölümlü olması ve bunun farkında olmasından ötürü, bireyin yaşamındaki temel sorumluluğun kendisinde olduğuna ilişkin farkındalığının hayatını yönlendiren en önemli unsur olduğunu vurgular. Bu ekolün temsilcileri, “bireyin seçme özgürlüğü”, “varoluşsal kaygı”, birey yaşamından ve davranışlarından sorumludur”, “anlam – anlamsızlık” gibi kavramlar üzerinde durmuşlardır. Ölümlülük farkındalığı önemlidir. Varolma kaygısı insanın en temel kaygısıdır. Birey kendinden sorumludur ve seçme özgürlüğüne sahiptir. İnsanlar, yaşamlarına anlam veren bir şeyler varsa hayatın zorluklarına dayanırlar.

Olgunlaşma Kuramı – Gessel

1920’lerde geliştirilmiştir. Gessel, çocuklarda fiziksel, duygusal, sosyal, dil ve motor gelişimi uzun zaman dilimlerinde periyodik olarak sistematik çalışmalarla test etmiş ve gelişimin biyolojik bir süreç olduğunu, olgunlaşma tarafından yönlendirildiğini açıklamıştır. Gessel’e göre çevresel faktörlerin gelişimde önemli bir rolü yoktur. Bireysel farklılıklar dahil olmak üzere, gelişimi belirleyen genlerdir. Gelişim evrensel bir süreçtir ve tüm bireylerde olgunlaşma sonucu ortaya çıkar.

Nörobiyolojik Yaklaşım – Donald Olding Hebb

Temelini işlevselcilikten alır ve Darwin’in evrim kuramından önemli ölçüde etkilenmiştir. Davranışı çevreye uyum süreci olarak ele alan bu yaklaşıma göre, çevresel değişiklikler vücuttaki nörokimyasal olayları etkileyerek davranışta nörokimyasal değişiklikler ortaya çıkarabilir. Örneğin havanın aşırı nemli olması bireyde sıkıntı, öfke gibi ruh hallerini ortaya çıkarabilir.

Gelişim Psikolojisi Konu Anlatım Videoları

Gelişim Psikolojisi KPSS’de Çıkmış Soru Çözümü Videoları

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here