Freud – Psikoanalitik Kuram Videosu

Freud – Psikoanalitik Kuram KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videosu

Savunma Mekanizmaları Videosu

Savunma Mekanizmalarını Tek Örnekle İnceleyen Video

Kişilik,bireyi başkalarından ayıran, bireyin doğuştan getirdiği ve sonradan kazandığı özelliklerin bir bütünüdür. Eros ve thanatos (cinsellik ve saldırganlık) güdüleri temel davranış belirleyicileridir. Freud’a göre kişiliğin temelleri yaşamın ilk beş – altı yılında atılır. Psikoseksüel gelişimi ve bu gelişim dönemlerini açıklarken topografik kişilik kuramını kullanmıştır. Daha sonra bu kuramı eksik bularak yapısal kişilik kuramını oluşturmuştur.

Psikanaliz: Freud, psikolojik rahatsızlıkları tedavi edebilmek amacıyla bir psikoterapi yöntemi geliştiren ilk kişidir. Tedavi için mutlaka bilinç dışına inilmesi gerekmektedir. Bu amaçla geliştirdiği yönteme psikanaliz denir. Psikanalizin temel amacı, bilinç dışında yer alan sorunu bilinç düzeyine çıkartabilmektir.

Freud sürçmesi: Gündelik yaşamda sık sık başımıza gelen ve oldukça masumane gözüken “dil sürçmelerine” farklı bir anlam yüklemiştir. Ona göre dil sürçmeleri bilinç dışına bastırılmış bir duygu – düşünce ya da isteğin bilince ulaşma çabası arasında yer alır.

Hipnoz: Bilinç dışına uzanan bir boru hattı gibi düşünülebilir. Bir kişi hipnoz durumundayken benlik devre dışı kalmaktadır. Böylece hipnozu uygulayan kişi doğrudan bilinç dışına inebilmektedir.

Serbest çağrışım: Danışandan konuyla ilgili ya da ilgisiz aklına gelen herşeyi söylemesi istenir. Zihnini serbest bırakması ve aklına gelen herşeyi söylemesi beklenir. Daha sonra danışman, danışanın söylediklerini yorumlar.

1. Topografik Kişilik Kuramı (Bilinç Sınıflandırması):

Freud’a göre bireyler yaşantılarını kayıt altına almaktadırlar. Ancak bireyler kayıt altına aldıkları her yaşantıyı aynı şekilde ve aynı yere kaydetmedikleri için aynı netlikte hatırlayamazlar. İnsan zihninin üç farklı konumu vardır.

Bilinç: Farkında olduğumuz yaşantıların bulunduğu yerdir. Bedensel algıları, düşünce süreçlerini, heyecansal durumları ve farkında olarak, isteyerek yaptığımız davranışları kapsar.

Bilinçaltı (bilinçöncesi): Bilincinde olmadığımız ama biraz düşününce, küçük uyarıcılarla kolaylıkla bilince çıkarılabilen yaşantıların bulunduğu bilince en yakın yerdir.

Bilinçdışı: Bilincin dışında olan ve bilince çıkarmakta çok zorlanılan, yanılmalara, dil sürçmelerine ve kekemeliklere neden olan zihin alanıdır. Bilinç dışındaki bilgiler arasında farkında olmadığımız ancak duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkileyen dürdü veya içgüdüler de vardır. Bilinç dışının diğer bir parçası da hatırlanması kaygı yarattığı için bastırılmış yaşantılar ve isteklerdir. Bu zihinsel süreçlerin bilinç alanına çıkarılmasında serbest çağrışım, hipnoz ve rüya analizi gibi tekniklerden yararlanılır.   

  1. Yapısal Kişilik Kuramı:

Kişiliği id, ego ve süperego olmak üzere üç ana sisteme ayırarak incelemiştir. Ona göre herhangi bir davranış, bu üç sistemin birbirleriyle etkileşiminin ürünüdür.

            İd (altbenlik): Kalıtımla gelen bütün dürtü ve arzuları kapsamaktadır. Örneğin içgüdüler. Bu dürtülerden cinsellik (egos)  ve saldırganlık (thanatos) daha baskındır. İd, zevk (haz – hedonizm) ilkesine göre hareket eder. Yani organizmaya zevk veren davranış ne olursa olsun id o davranışın yapılması için bütün enerjisini kullanır. Acıdan kaçar, haz arar. Bunun için iki süreçten yararlanır. Bunlar hapşırma ve göz kırpma gibi refleksler ve rüya gibi birincil süreçlerdir.

            İd, karşılanamayan haz dürtüleri durumunda “dilek gerçekleştirme” yöntemine başvurur. Bu yöntemde, alt benlik istediği şeyi elde edemezse onun hayalini kurar ve böylece gereksinimi geçici de olsa tatmin eder. Freud’a göre rüyalarımızın birçoğu aslında dilek gerçekleştirme yönteminin bir kullanım şeklidir.

            Süperego (üstbenlik): Çocuğa ailesi ve toplum tarafından aktarılan değerleri, ahlaki kuralları ve gelenekleri temsil eder. Toplumsal ahlak ilkesine göre hareket eder. Başlıca görevi idden gelen kabul edilemeyecek dürtüleri bastırmaktır.

            Ego (benlik): Kişiliğin mantıklı düşünebilen ve gerçekçi değerlendirmeler yapabilen bölümüdür. Gerçeklik ilkesinegöre hareket eder. Kişiliğin yürütme organı olup, içgüdülerin hangi biçimde doyurulacağına karar verir. İd ile süperegonun çatışan isteklerini uzlaştırmaya çalışır. Bu noktada başarılı olamazsa psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar, bunu engellemek için de savunma mekanizmaları kullanılır. Ego, idin aksine sadece düşleyerek yaşamanın olanaklı olmadığını kabullendirmek ister ve devreye ikincil süreçler  olarak adlandırılan karar verme, planlama, erteleme yetilerini sokarak idin isteklerine zaman – mekan tanımadan doyum bulma çabasını kontrol etmeye çalışır.

            Freud’a göre önce id, sonra ego, son olarak da süperego ortaya çıkar. İd doğuştan vardır. Ego 6. ay ile 24. ay arasında ortaya çıkar. Süperego 4 – 5 yaşlarında ortaya çıkar ve 6. Yaşla birlikte belirgin hale gelir.

3. Psikoseksüel Gelişim Kuramı:

Freud; kişilik gelişimi bakımından ilk çocukluk yıllarındaki yaşantıların önemini vurgular. Bu kurama göre, normal gelişimin sağlanması için, gelişimin her döneminde bireyin temel ihtiyaçlarının doyurulması gerekmektedir. Eğer temel ihtiyaçlar karşılanmazsa kişilik gelişimi engellenir. Freud’a göre, ilk dönemlerde ihtiyaçlarının karşılanması engellenen birey, daha ileri yaşlarda, bu ihtiyaçlarla ilgili olarak normal olmayan bazı davranış biçimleri gösterir.

            Libido: Cinsel enerji ya da yaşam enerjisi anlamlarında kullanılır. Freud’a göre libido, gelişim dönemlerine göre bedenin farklı kısımlarında yoğunlaşır.

            Eros ve thanatos: Eros, cinsel sevgi, sevgi, var olma veya cinsellik olarak tanımlanır. Thanatos ise saldırganlık ve ölüm içgüdüsüdür. Bu iki içgüdü sürekli olarak savaş içindedirler. İnsanlar doğuştan cinsellik ve saldırganlık dürtüleri ile doğarlar. Yani bireyler hem yaşamda kalmadan yana hem de yıkıcılıktan yana içgüdüler ile doğarlar.

  1. Oral Dönem (0 – 1 yaş):

Bebek yaşamak için anneye bağımlıdır. Temel haz kaynağı emmedir. Dış dünyayı ağzı ile tanımakta ve ağız duyuların ve cinsel uyarılmanın odağında yer almaktadır. Emme, pasif ve bağımlı bir davranıştır. Bu dönemde bebeğin beslenmesi ve emzirilmesi önemlidir. Bebeğin anne tarafından aşırı emzirilmesi veya memeden erken kesilmesi, güvensizlik, bağımlılık ve karmaşık duygusal yapıya yol açar. İleri yaşlarda görülen sigara – içki bağımlılığı, aşırı yemek yeme, sinirli ve gergin olunduğunda tırnak yemeleri, Freud’un oral bağımlılık olarak tanımladığı durumun bir göstergesidir. Olumsuz yaşantılar aşırı ağızcılık, aşırı iyimserlik ya da kötümserlik, hasetlik, karamsarlık, kıskançlık, aşırı bağımlılık gibi saplantılı davranışları oluşturur.

Oral sadizm ve oral mazoşizm bu dönemin olumsuz karakterleridir. Oral sadist kişi, başkalarına eziyet etmekten hoşlanan kimsedir. Oral mazoşist kişi, acı duymaktan, eziyet görmekten hoşlanan, kendini değersiz ve aşağı gören kimsedir.

  • Anal Dönem (1 – 3 yaş):

En önemli yaşantı tuvalet kontrolüdür. Çocuk bu dönemde dışkılamanın fizyolojik bir gerilimi azalttığını ve bu durumdan haz almayı öğrenir. Haz kaynağı anüstür. Çocuk, bu dönemde kendini ve çevreyi kontrol etmeyi öğrenir. Anne babanın tuvalet eğitimi konusundaki aşırı baskıcı ve zorlayıcı tutumları çocukta aşırı düzenlilik, cimrilik, inatçılık ya da mükemmeliyetçilik gibi sonuçları ortaya çıkarabilir. Anne babanın gevşek tuvalet eğitimi sonrası ise dağınıklık, vurdumduymazlık, savurganlık, kendini kontrol etmede yetersizlik ve düzensizlik gelişebilir. Özdenetimin temellerinin atıldığı ilk dönem anal dönemdir.

  • Fallik Dönem (3 – 6 yaş):

Çocuklar bu dönemde genital organlarından zevk aldıklarını farkederler. En önemli haz kaynağı cinsel organlardır. Cinsel ve saldırgan duygular ön plana çıkar. Karşı cins ebeveyne açık olarak daha fazla sevgi gösterisinde bulunurlar. Çocuk cinsiyet farklılıklarını bu dönemde görmeye başlar.

Cinsel kimliğin temelleri bu evrede atılır. Çocuklar bu dönemde, yetişkinleri model alarak cinsiyet rollerini kazanmaya başlarlar. Bu döneme saplanma gerçekleşirse narsist kişilik, kendine dönüklük, cinsel duygular karşısında korku ve kaygı, hadım edilme korkusu ve kızlarda penis kıskançlığı gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Oedipus ve elektra komplekslerinin çözülmesi bu dönemin en önemli gelişimsel olayıdır. Bu kompleksler her iki ebeveynle dengeli ilişkiler yaşayarak ve aynı cinsten ebeveynle özdeşim kurularak başarılı bir şekilde çözüme kavuşturulur.

Oedipus Karmaşası: Yaklaşık olarak 3 – 5 yaşlarındaki erkek çocukların annelerine cinsel bir istek duyduklarını ve bu nedenle annelerini babalarından kıskandıklarını belirtir. Ona göre bu karmaşa yaklaşık 5 yaşlarında ortadan kalkar ya da bastırılarak ileriki yıllarda kişiliği etkileyen bir unsur olarak taşınır.

Elektra Karmaşası:Oedipus karmaşasının kız çocuklarındaki karşılığıdır. Kız çocuklarının babalarına cinsel bir istek duymaları ile ilgili bir karmaşadır.

Kastrasyon (iğdişlik) Korkusu: Erkek çocukların kızlarda penisin olmadığını fark edince kendi penisinin de yok olacağı kaygısını taşımasıdır. Ailede ve yakın çevrede çocuğun gece altına kaçırmasına, yaramazlıklarına ya da cinsel organı ile oynamasına yönelik “pipini keserim”, “seni sünnet edelim” gibi söylemler bu korkunun sürekliliğine neden olur.

Penis Kıskançlığı: Kız çocukları bedenlerini tanırken kendilerinden farklı olarak erkeklerde penisin olduğunu fark ederler. Bu organın kendilerinde de olmasını isterler.

  • Gizil (Latans) Dönem (6 – 12 yaş):

Bu dönemde çocuk cinsiyetle ilgili konulardan hoşlanmaz ve kendini daha çok oyuna verir. Bu dönemde çocuklar yeni sosyal roller edinirler. Çocuklar sevgi gösterilerini ev dışında arkadaşlarına yöneltirler. İlkokul çağındaki çocuklar, cinsiyet rol kimliğine güçlü bir ilgi duymaya başlarlar. İlkokul öğretmenleri oyun gruplarının aynı cinsteki çocuklardan oluştuğunu gözleyebilirler. Cinsellik ve saldırganlık kökenli enerjiler, öğrenme, merak, araştırma ve insanlara iyi ilişkiler kurmaya yönelmiştir. Cinsellik merak ve istekleri bastırıldığı için bu dönemde bastırma ve yüceltme savunma mekanizmaları yoğun olarak kullanılır.

  • Genital Dönem (12 – 18 yaş):

Hızlı fiziksel gelişme ve buluğa erme ile içsel cinsel dürtüler artmaktadır. Özellikle cinsel dürtülerden kaynaklanan çatışmalar yeniden canlanır. Ergen ebeveynle ilişkilerini düzenlemek, karşılaştığı çatışmaları çözümlemek ihtiyacındadır. Üreme sistemleri gelişir ve cinsel olgunluk gerçekleşir. Ergen anne – baba bağımlılığından koparak aile dışında karşı cinsten kişiler ile iletişim kurar.

4. Çatışma ve çatışma türleri:

Bireyde iki ya da daha fazla güdünün birbiriyle yarışmasıyla meydana gelen psikolojik durumdur . Her insanda bulunan çok çeşitli güdüler arasında birbiriyle bağdaşmayanlar, bireyi aynı zamanda birbirine zıt davranışlara güdüleyebilir. İnsan bunlardan hangisine karar vereceğini kestiremez ve sıkıntılı duruma düşer. Çatışmaların belli başlı üç tipi vardır:

Yaklaşma-yaklaşma: İki değişik nesneye karşı aynı anda duyulan yaklaşma duygusudur. Birey birbirine zıt iki çekici nesneye de aynı zamanda ulaşmak isteğindedir ancak bu mümkün olmaz.

• Bir öğrencinin hem televizyon izlemek, hem de ders çalışmak istemesi.

• Liseyi yeni bitirmiş bir gencin hukuka mı, yoksa tıbba mı gideceğine karar verememesi.

Kaçınma-kaçınma: Organizmanın aynı anda iki nesneden de kaçmasıdır. Birey, iki hoş olmayan durum arasındadır. Bu durumda bireyde kaçma eğilimi görülebilir.

• Bir genç kızın hem evlenmek istememesi, hem de evde kalmak istememesi

• Kişinin hem dişinin ağrıması, hem de dişçiye gitmekten korkması

Yaklaşma- kaçınma: Organizmanın herhangi bir objeye karşı aynı anda hem yaklaşma, hem de kaçınma isteği duymasıdır. İnsan aynı nesneye karşı hem sevgi hem de nefret duyabilir.

• Bir öğrencinin hem başarılı olmak istemesi, hem de ders çalışmak istememesi

• Bir bayanın hem yemek yeme istemesi, hem de kilo almak istememesi

5. Kaygı ve kaygı türleri

Kaygı, egonun işlevidir. Bir yandan idin arzularını yerine getirmek, bir yandan süperegonun baskısı yönünde dengeyi kurmak isteyen ego, karşılaştığı tehditlere karşı çoğunlukla kaygı (anksiyete) tepkisi vermektedir. Kaygı 3 temel kaynağa bağlıdır:

– Nevrotik Kaygı: İdden gelen çok tehlikeli ve çok güçlü dürtülerin ego tarafından kontrol edilemediği ve bilince ulaşmasının kaçınılmaz olduğu durumlarda ortaya çıkan duygusal tepkidir.

– Ahlaki (Moral) Kaygı: İdden gelen kabullenilemez isteklerin, süperegodan gelen kınama – suçlama gibi unsurlarla karşılık bulması halinde yaşanan kaygı durumudur. Süperegoda yer alan kuralların çiğnenmesi halinde ortaya çıkan cezalandırılma korkusuyla ilgilidir. Ahlaki kaygı kendisini utanç, suçluluk, cezalandırılma korkusu gibi durumlarla belli eder.

– Gerçekçi Kaygı: Bireyin içinde yaşadığı dünyada yer alan gerçek bir tehlike ya da tehdit karşısında ortaya çıkan ve kendini çoğunlukla korku şeklinde ortaya koyan duygusal tepkidir. Burada nevrotik ve ahlaki kaygıdan farklı olarak tehdidin kaynağı bireyin iç dünyası değil, dış dünyası olduğu için tehdit kaynağından uzaklaşmak mümkün olabilir.

6. Benliğin Savunma Mekanizmaları

Savunma Mekanizmaları Videosu

Savunma Mekanizmalarını Tek Örnekle İnceleyen Video

Uyum dengesini bozacak herhangi bir etken organizmada bir tehlike olarak algılanır. Her organizma kendini en uygun bir denge içinde tutmaya eğilim gösterir (homeostasis ilkesi). Bu dengenin sağlanabilmesi için organizmanın içinde doğal olarak bulunan, gelişebilen; denge bozucu uyarıları tanıma, değerlendirme ve ona göre korumaya yönelme yetileri vardır.

Her birey psikolojik bütünlüğünü sürdürmek ve benliğinin değerlerini korumak amacıyla çeşitli savunma mekanizmaları kullanır. Bazı durumlarda bireyler sorunlarla karşılaştıkça, onları bir biçimde çözüme ulaştırmak isterler. Bireyin bu süreç içinde engellenmesi ve kaygı duyması son derece doğaldır. Birey kaygıdan kurtulmak için, bilinçsizce savunma mekanizmalarını kullanmaya başlar. Savunma mekanizmasını kullanan birey, davranışının gerçek işlevinin farkında değildir. Savunma mekanizmalarını kullanırken, bir dereceye kadar kendi kendimizi aldatırız ve böylece bizdeki kaygı düzeyinin azalmasına neden oluruz. Savunma mekanizmaları kaygımızı azaltmada gerçekten etkilidir ve herkes tarafından kullanılır ve normal bir davranış biçimi olarak kabul edilir. Ara sıra başvurulan savunma mekanizmaları, kaygı derecemizi azaltarak çevreyle geçici olarak daha etkin etkileşimde bulunmamızı sağladığından, sağlıklıdır. Sürekli olarak kullanılan savunma mekanizmaları ise tam aksine çevreye uyum sağlamamızı bozar ve sağlıksız sonuçlara sebep olur. Özellikleri:

  • Bu tepkilerin bir kısmı normal bir kısmı anormal tepkilerdir.
  • Savunma mekanizmasını kullanan birey bu davranışın gerçek işlevinin farkında değildir. Bu nedenle bilinçsiz davranışlardır.
  • Herkes tarafından zaman zaman kullanılır.
  • Problemlere geçici çözüm getirir. Kesin çözüm götürmez. Daha çok kişinin problemi algılama biçimini değiştirmesini sağlar.
  • Savunma mekanizmaları, sorunların kalıcı ve akılcı şekilde çözümünü de engeller.
  • Bu mekanizmaların sürekli kullanılması durumunda, nevroz ve psikoz adı verilen bir takım psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.
  • Savunma mekanizmalarının etkisi altında, gerçeği olduğundan biraz daha farklı algılarız. Bir dereceye kadar kendi kendimizi aldatmaca işin içine girer ve böylece algılamadaki bu değişiklik bizdeki kaygı düzeyinin azalmasına yol açar.
  • Savunma mekanizmaları kaygımızı azaltmada gerçekten etkindir ve yaşamımızda ortaya çıkan zor durumları kendimizi yıpratmadan atlatmamıza yardımcı olur.

Bastırma (Yoksayma – Unutma – Repression): Korku, suçluluk gibi kaygı yaratan durumların bilinç alanı dışına itilmesi ve bastırılmasıdır. Temel savunma mekanizmasıdır. Diş doktoruna olan randevuyu unutma, ölümü hatırlamak istememe, geçmişteki kötü anıları hatırlamak istememe vb. Bilinçalanı dışında bulunan bu tür duygular konuşma sırasında, düşlerde ya da davranışlarda değişik biçimde ortaya çıkar. Konuşurken yerinde kullanılmayan sözcük, düşlerde ortaya çıkan cinsel istekler, beklenilmeyen bir davranış, bastırma sonucu engellenen dürtülerin biçim değiştirerek bilinç alanına gelmesidir.

Yadsıma (İnkar – Reddetme – Denial): Benlik için tehlikeli olarak algılanan ve kaygı doğurabilecek bir gerçeği yok saymak, görmemek, değişik derecelerde oldukça yaygın olarak kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Kişi, acı veren gerçeği kolay kolay görmek istemez, kaçınır ve bu kaçınmanın da bilincinde değildir.

Yadsımanın, bastırmadan ayırımını yapmak güç görünmektedir. Aslında bastırma düzeneği diğer başka savunmaların içinde vardır ya da eşlik etmektedir. Bastırmada bir yaşantının bilinçdışına itilmesi söz konusu iken; bu bilinç düzeyine getirildiğinde önce yadsınabilir, sonra kabul edilebilir. Yadsıma düzeneğinde ise bilinçdışı bir yakıştırmama, yok sayma özelliği vardır ve bunun yerine gerçek dışı başka kabullenişler, başka düşünce ve inançlar oluşturulur. Babasını kaybeden birinin onun ölümünü kabul etmemesi, hırsızlık yapan birinin bunu reddetmesi gibi.

Çarpıtma: Bireyin dışsal dünyayı kendi içsel ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde algılamasıdır. Bu mekanizma, varolan ve herkese açıkça görünebilen gerçeği olduğu şekilde kabul etmeyerek onu işine geldiği şekilde algılaması olarak nitelendirilebilir. Bu savunma mekanizmasının inkar / reddetme ile birlikte aynı seçenekte verilmesi uygun değildir. Alkollü bir şekilde oldukça hız yaparak araba kullanan biri trafik kazası geçirip yürüyemez hale geldiğinde, durumun nedeni olarak trafik kurallarının ve polis kontrolünün eksikliğini ileri sürer. Kişinin kendisinden hoşlandığına dair herhangi bir ipucu olmamasına rağmen, sevdiği kızın davranışlarını kendisiyle ilgileniyormuş gibi yorumlaması.

Yansıtma (Başkalarını Suçlama – Projeksiyon – Projection): Bireyin, kendinde olan kusurları başkalarında görme davranışıdır. Burada iki tür davranış söz konusudur. Birinde, birey beceriksizliğinin, yetersizliğinin, başarısızlığının nedenlerini başkalarında arar. Örneğin okulda başarısız olan çocuk, bu durumdan ana babasını veya öğretmenini suçlar. Ya evde ona çalışma olanağı verilmediğini ya da öğretmenin onu sevmediğini ileri sürer. Gol yiyen kaleci defansı suçlar. İkinci yansıtma biçiminde, kişi kendisinin olumsuz, çirkin, hatalı istek ve tutumlarını başkalarına yakıştırır. Örneğin, içinde kızma ve kin olan bir kişi, “bana kızıyorlar, benden nefret ediyorlar” diye düşünebilir. Dedikodu yapan birinin başkalarını dedikoduculukla suçlaması. İnsanlara güvenmeyen birinin başkalarını güvensiz bulması vb.

Mantığa Bürüme (Bahane – Neden Bulma – Akla Uydurma – Rationalization): Kişi, yapamadığı veya başaramadığı bir şeyi mantıksal açıdan ele alarak kendince nedenler ve mazeretler bularak, kendi davranışını olduğundan daha az yanlış veya farklı gösterme eğilimindedir. Ders çalışmamayı baş ağrısına bağlamak, Nasreddin Hoca’nın eşekten düşünce “Zaten inecektim” demesi, yakalanan sürücünün “Yol boştu kırmızı ışıkta onun için geçtim” demesi, çok içen birinin “Rakı içen öldü de su içen ölmedi mi?” demesi.

Düşünselleştirme (entelektüelleştirme): Kişi, belli bir dürtüyle ilgili olarak normalden daha yoğun bir ilgi içindedir. Ancak bu artmış ilgi sadece düşüncede kalır. Sonuç olarak o konunun konuşulması çözüme yönelik değil, o düşüncenin etkisini azaltmaya yöneliktir. Örneğin sevgili edinemeyen birisi, sevgililer gününü kapitalizmin tüketim amaçlı bir aldatmacası olduğunu savunur ve uzun uzun tartışır.

Özdeşim Kurma (Özdeşleşme – Identification): Başka bir kişinin özelliklerini, duygu ve davranış biçimlerini, değerlerini ve inançlarını benimseyerek; kendi benliğimize sindirip kişiliğimizin bir parçası, bir özelliği durumuna getirmektir. Yani başkalarına ait özellik, yaşantı ya da başarıları kendisininmiş gibi algılamasıdır. Örneğin ünlü bir kişiye duyulan hayranlık nedeniyle, onun tanıtımını yaptığı ürünü satın alarak kendisini onun gibi hissetme, çocukların yetişkin gibi davranması.

Gerileme (Regression): Ulaşılmış bir gelişme dönemi kişi için ileri derecede bunaltı doğuracak nitelikte olursa, daha önceki bir döneme gerileme kişinin başvurabileceği bir savunma yoludur. Bir olay karşısında basit ve ilkel tepkilere dönmektir. Çocukluk çağında, yeni bir kardeş gelince, çocuğun çişini, kakasını söylemeyi bırakması “ben de bebeğim” dercesine bir gerilemedir. Annesinden bir şey isteyen gencin çocuksu konuşmaları vb.

Saplanma (Fixation): Çocukluk yaşantısında, iz bırakmış bir dönemde, bir bireye, nesneye, duruma bağlı kalmaktır. Saplantı sonucunda çocukluk dönemine özgü duygu, düşünce ve davranışlar ortaya çıkar. Kimi bireyde saplantı nesnesi değişmeden kalır. Bazı insanlarda anneye aşırı bağlanma nedeni ile evlenememe, karşı cins ile olumlu ilişkiler kuramama vb.

Karşıt Tepki Kurma (Reaction – formation): Birey esas güdüsünün tam tersi bir güdüye sahip olduğuna inanarak esas güdüsünü gizleyebilir. Örneğin, manevi huzursuzluğa düşen, başkasına karşı derin bir kin duyan biri, bunu örtmek için, yapay bir sevgi davranışına bürünebilir. İçindeki kin, nefret ve kabalık eğilimlerine karşı kişi aşırı derecede kibar ve nazik; pislik ve kirlilik eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve temizlik düşkünü olabilir. Kardeşini veya öğretmenini sevmeyen gencin onu seviyor görünmesi, ayıya dayı demek vb.

Düş Kurma (Hayal kurma – Fantasy-formation, day dreaming): Kişinin gerçek dünyada doyum sağlayamadığı istek ve dürtülerini düşler kurarak doyurmaya çalışması en sık görülen savunma düzeneklerinden biridir. Öncelikle, çocukluk ve ergenlik çağlarında, birçok bireysel ve toplumsal yasakların etkisi altında doyurulamayan dürtü ve istekler karşısında düş – kurma yoluna başvurulur. İçe kapanık kişilik türlerinde bu savunma mekanizması yoğun bir biçimde bütün yaşam boyunca sürebilir. Örneğin, sekreterlikten hiç hoşlanmayan bayan kendini hayal dünyasında başarılı bir müdür gibi düşünerek, sekreterliğin verdiği kaygıdan kurtulur. Fakir bir gencin kendini sürekli zengin bir ortamda hayal etmesi, aç tavuğun kendisini buğday ambarında görmesi vb.

Yüceleştirme (Yüceltme – Sublimation): Gerçekleştirilmesi olanaksız olan ilkel ya da saldırgan gereksinimleri, düşünsel ya da sanatsal yönden gerçekleştirme, toplumun kabul edeceği yönde enerjinin boşaltılmasıdır. Saldırganlık eğilimi olan bir gencin bunu toplumca onaylanacak hale getirebilmek için boksör olması, engelli bir bireyin bilimsel ve sanatsal alanlarda çok başarılı olması, çocuğu olmayan bir kadının kimsesiz çocuklarla ilgilenmesi, erkeklerin ilgisini çekemeyen çirkin bir kadın, yaratıcı bir artist ya da sanatçı olabilir; böylece cinsel dürtüleri yüceltmiş olur. Ancak hissedilen bu eksiklik hiçbir zaman giderilemez.

Ödünleme (Telafi etme): Kişi, kendini zayıf gördüğü bir alandaki eksikliğini kuvvetli olduğu başka bir alandaki başarısı ile örtmeye çalışarak ortaya çıkabilecek kaygılardan kurtulabilir. Hissedilen eksiklik başka bir alanda doyum sağlama ile giderilir. Zeka kapasitesi sınırlı bir kişi derslerinde başarısız olması durumunda sporda ya da el becerilerinde daha başarılı olarak bu eksikliğini giderebilir. İş hayatında başarısız olan  bir genç, akademik alanda başarılı olarak bu eksikliği telafi edebilir.

Yer Değiştirme (Yön Değiştirme – Displacement): Bir dürtünün ya da duygunun asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesidir. Bir çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek ve benlikçe kabul edilemeyen bir dürtü asıl yöneleceği nesne yerine başka bir nesneye yöneltilerek çatışma ve bunaltı bir derece azaltılabilir ya da önlenebilir. Gücümüzün yetmediği bir kimse ya da denetimimiz altında olamayan bir olay olursa, kaygımızı veya kızgınlığımızı gücümüzün yettiği bir kimseye veya denetimimiz altındaki bir olaya yöneltiriz. Ofisteki müdüre kızan sekreter, kızgınlığını evde bulunan kardeşinden alır. Sınavdan düşük puan aldığı için dersin öğretmenine kızan bir öğrencinin arkadaşına çıkışması.

Bedenselleştirme (Organlaştırma – Somatizasyon): Birey sıkıntısını ruhsal belirtiler yerine vücudunun farklı yerlerinde farklı yakınmalarla ortaya koyar. Örneğin fizyolojik kaynağı bulunmayan (psikosemantik) baş ağrısı, mide ağrısı gibi rahatsızlıklar.

Döndürme (Conversion): Bireyin yaşamındaki zorluklarla baş edemediği durumlarda bu zorlukları bedensel rahatsızlıklara çevirmesidir. Ağır kaygı doğuran durumlarda, yatkın kişilerde, hareket ya da duyu organlarında işlev yitimi ortaya çıkabilir. Örneğin, kollar bacaklar tutmaz olur, hasta görmeyebilir, işitmeyebilir, konuşamayabilir. Bu tür bir rahatsızlıkta kaygı, organın işlev yitimine, işlev bozukluğuna döndürülmüştür. Böyle bir savunma yalnız kaygının yatıştırılmasına (birincil kazanç) değil, aynı zamanda bireyin bir hasta olarak bakılmasına, sorumluluklarından bir süre uzak tutulmasına da yarayacaktır (ikincil kazanç).

Pollyannacılık (Tatlı Limon): Mantığa bürümenin farklı bir biçimidir. Birey hayal kırıklığı yaratan bir durum ya da olaya karşı iyi tarafından bakarak uyum mekanizması geliştirir. Çocuğumuzun kolu kırıldı, çok şükür daha kötü olabilirdi. Cana geleceğine mala gelsin. Sınavdan kötü aldım, olsun bu bana iyi bir ders oldu.

İlkel İdealleştirme: Bireyin kendi narsist duygularını yani kendini beğenmişliklerini başkalarına yansıtarak onları idealize etme girişimleridir. Yansıtmanın başka bir türüdür. Kişi terk edilme ya da suistimal edilme kaygılarıyla kendini korumak için önce karşısındaki kişiyi aşırı derecede över. Bir hayal kırıklığı yaşaması durumunda karşısındakini tamamıyla kötüler. Yani iyilik ve kötülükler abartılmaktadır.

Ayırma (Bölünme): Bireyin, çok küçük yaşta bir yandan sevgi nesnesi olarak gördüğü bireyin, bir yandan da kendisine çok acı verdiğini görmesi sonucu bu birey hakkında birbirinin tamamen tersi olan iki algıya / duyguya sahip olmasıdır. Birey “kötü anne / baba” ya da “iyi anne / baba” diye küçük yaşta ayrım yaparlar ve ilerleyen yaşlarında da yakın ilişki kurduğu kişileri bazen muhteşem bazen de berbat olarak algılarlar. Kişi kendisini ya da çevresindekileri bir gün tümüyle iyi, diğer gün tümüyle kötü algılar. Aynı kişilerin hem iyi hem de kötü yanlarının olabileceklerini düşünemez.

Değersizleştirme: Kişi veya durumlara hissedilen kızgınlıklarla baş etmek amacıyla bunları değersizleştirmeye denir. Bahane bulmaya benzer. Kedinin uzanamadığı ciğere mundar demesi tam da bu savunma mekanizmasına karşılık gelir.

Koparma: Bireyin olumsuz yaşantıları sadece basit bir şekilde bastırması değil, daha da öteye giderek ilgili yaşantı ve durumla bağını koparmaktır. Kimi zaman bu durum kişinin ilgili hafızaları uzun süreliğine veya geçici bir süreliğine bilinçdışı olarak “silmesidir”. Bir bireyin akşam işinden evine dönerken, birden kendisine ait bütün bilgileri unutup bilmediği bir başka yola (kimi zaman uzak bir şehre) doğru yol alması.

Eyleme dökme: Psikoterapi sırasında yapmaması gerektiğini bildiği halde olumsuz davranışlarda bulunma olarak ifade edilir. Çocukların birikmiş kızgınlıklarını yaramazlık olarak ifade etmeleri olarak da kullanılmaktadır. Evli birinin ilişkisindeki sorunları konuşma veya çözmesi gerekirken, bunu yapmak yerine başka bir ilişki yaşaması.

Üstünü kapama (Kilitleme): Geçici bir süreliğine düşünmeyi / hissetmeyi kesme durumudur. İnkar ve bastırmaya benzerdir ama daha kısa süreli ve bu mekanizmalara göre daha yüzeyseldir.

Pasif Agresyon (Edilgen Saldırganlık): Kızgınlığı doğrudan ifade etmekten çekinip, belli etmeden kızgın olunan kişiye zarar vermeye ve ondan öç almaya çalışmaktır. Öğretmenine kızgın olan Ali’nin kazara (bilinçdışının yönlendirmesiyle) öğretmenin dizüstü bilgisayarını yere düşürmesi.

Duygudan Arındırma (Duygusal soyutlanma – izolasyon): Bireyin acı veren yaşantı ve anılardan duygularını ayırmasıdır. Bu kişiler duygusal olmanın zayıflık olduğun düşünür ve duygusal ihtiyaçlarını yok sayarlar. Başlarına deprem, savaş, cinsel taciz gibi ağır felaketler gelmiş bireylerin bu olaylardan hissiz bir şekilde söz etmeleri.

Kontrol etme: Olabileceklerden endişelenildiği için çevreyi ve koşulları sıkı sıkıya kontrol etmeye çalışmak.

Dışsallaştırma: Bireyin içsel zorluklarını, baş etmekte zorlandığı duygu ve arzularını dış dünyaya yansıtarak baş etmeye çalışmasını ifade eder. Kendi içsel denetimi altında olan dürtü, çatışma ve başarısızlıklarını dış etmenlere bağlar. Bu savunma mekanizmasını kullanan kişi, yansıtmadan farklı olarak, dış güçlere müdahale edilemeyeceğine kesinlikle inanır. Genellikle içselleştirmenin zıttı olarak kullanılır. İçselleştirme kaygı ve depresyon gibi bireyin kendi içinde yaşadığı duygusal güçlüklerle ilgiliyken, dışsallaştırma da alkol ve uyuşturucu alma, başkalarıyla kavga etme, kırıp dökme vb. gibi içsel dünyayı dışsal davranışlarla ifade eden durumlarla ilgilidir.

Hedefleri Küçültme: Çocukluğunda ve ergenlikte hep doktor olmayı isteyen bir kişinin bunu gerçekleştiremeyeceğini anlayınca hasta bakıcı olmaya karar vermesi. Ayşe’den çok hoşlanan Ahmet’in onunla olamayacağını anlayınca Ayşe ile arkadaş olmayı kabul etmeye çalışması.

Özgecilik (Diğerkamlık – alturizm): Başkalarının ihtiyaçlarına eğilerek bunları gidermekle mutlu olmaktır. Yani, başkalarının mutluluğundan mutluluk çıkarmaktır. Abartılı bir duygudur. Maddi veya manevi bir çıkar gözetmeksizin kendinden önce başkaları düşünülür. Ev yaşantısında çokça sorun yaşayan bir bireyin arkadaşları arasında herkesin sorununu anlatmak için başvurduğu biri olması.

Ketlenme: İstenmeyen durum ve çatışmalara karşı, egonun işlevlerinden bir kısmının bir süre durdurulması veya sınırlandırılmasıdır.

Çilecilik (Zahitlik – Asetizm): Bireyin, bilinç düzeyine çıkan kimi arzu, ihtiyaç ve duygularını (cinsellik gibi) görmezden gelip inkar etmek ya da bunlar üzerinde kontrol sağlamaya çalışmasıdır. Bireyin, ergenliğin başlangıcında cinsel arzularını fark ettikten sonra cinsellik de dahil birçok zevkten bilerek kendini mahrum bırakması ve bu duyguları üzerinde kontrol sağlamaya çalışması.

Şakaya vurmak Mizahlaştırma: Bireyin, zorlandığı durumlar karşısında hazin, komik ve gülünç bir şeyler bulmasıdır. Bu gülünçlüğü görerek durumun ruhsal yükünü hafifletmeye çalışır. Bireyin sıkıntı yaşadığı durumlarda mizah yoluyla bu sıkıntıdan kurtulmaya çalışmasıdır.

Büyüklenme (Omnipotens): Bireyin kendisini mağdur hissetmekten kurtarmak için kendisini başkalarının sahip olmadığı doğaüstü güçlere sahip olarak algılaması durumudur. Boyunu kısa ve kendini zayıf algılayan bir ergen erkeğin, kavga etmesi gerekirse karşısındakinin boyu kadar zıplayarak tekme atacak gücü ve yeteneğinin olduğunu düşünmesi.

Yapma – bozma: Bireyin suçluluk duygusandan kaynaklanan, hoş olmayan duygu ve düşüncelerinden kurtulma, olumsuz durumudüzeltme amacıyla gerçekleştirdiği büyüsel – törensel davranışlardır. Aklımıza kötü bir şey gelince tahtaya vurmamız gibi.

Freud – Psikoanalitik Kuram Videosu

Freud – Psikoanalitik Kuram KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videosu

Freud ve Erikson’un Kuramlarının Eğitim Açısından Doğurguları

  • Çocuğun ihtiyaçlarını giderirken ve uyanık olduğu zamanlarda, annenin ya da onun yerine geçen yetişkinin çocuğu sevmesi, okşaması, ilgilenmesi, onunla konuşması temel güven duygusunu oluşturucu davranışlardır.
  • Tuvalet eğitiminin çok sıkı, çocuğu korkutucu, çocuğu utandırıcı olmamasına özen gösterilmelidir. Çocuk belli bir süre oturakta oturmalı, oturakta uzun süre bırakılmamalıdır. Çişini haber verdiğinde pekiştirilmeli, haber vermediğinde ise, görmezlikten gelinip üzerinde durulmamalıdır.
  • 3 – 6 yaş döneminde çocukta karşı cinsten ebeveyne ve genital organlara ilgi artmıştır. Anne – baba ve öğretmenler, çocuğun bu eğilimini normal karşılayıp, cinsel organlara ve cinselliğe ilişkin sorduğu soruları basit ve anlayabileceği bir dille cevaplamalıdırlar. Cinsel organların da vücudun diğer organları gibi herhangi bir organ olduğunu anlamasına yardım etmeliler, çocuğun merakını daha çok artıracak yasaklar ya da anlayamayacağı ayrıntılı açıklamalardan kaçınmalıdırlar.
  • 6 yaşından sonra çocuğun kazanacağı başarılar çalışkanlık duygusunu getirir. Öğretmenler, anne – babalar, her çocuğun gücünü yeteneklerini çok iyi tanımalı ve çocuğun gücü ölçüsünde sorumluluklar vererek başarıyı tatmasını sağlamalıdırlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here