Pavlov – Klasik (Tepkisel) Koşullama Konu Anlatım Videosu

Klasik Koşullama 2019 – 2012 Soru Çözüm Videoları

Klasik Koşullama 2011 – 2010 Soru Çözüm Videoları

Klasik Koşullama 2009 – 2006 Soru Çözüm Videoları

Ivan Pavlov (1849 – 1936)

            Başlangıçta organizmanın bizim istediğimiz tepkiyi vermediği bir uyarıcının, bir doğal uyarıcı ile bitişik hale getirilerek doğal uyarıcının ortaya çıkardığı tepkiyi meydana getirmesi sürecine klasik ya da tepkisel koşullama denir. Klasik koşullanma, reklam sektöründe sıklıkla kullanılmaktadır. Klasik koşullamaya ilişkin ilkeler:

  • Klasik koşullama doğuştan getirilen davranışlar (refleksif davranışlar) ve duyular üzerinde gerçekleştirilebilir.
  • Tepki, çevreden gelen uyaranlarla başlar.
  • Klasik koşullamanın ön koşulu bir uyaran – uyaran bitişikliğidir (nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı).
  • Klasik koşullama duyuşsal öğrenmelerin küçük bir kısmını açıklayabilir çünkü reflekslerin, duyuların ve güdülerin sayısı sınırlıdır.
  • Klasik koşullamada tekrar her zaman şart değildir. Hayvanlarda tekrar gerekse bile insanlar, tek bir yaşantı sonucu koşullama yolu ile öğrenebiliyorlar.
  • Klasik koşullama olumsuz duyguların öğrenilmesinde olumlu duygulara göre daha etkili olmaktadır.
  • Organizma pasiftir. Yani gerçekleşen öğrenme isteği dışındadır.
  • Tepkisel koşullama yoluyla öğrenmeyi sağlamak için davranışa neden olan uyarıcının bilinmesi gerekir.
  • Bir tepki, o türe ait tüm organizmalarda aynı şekilde görülür. Tepkiler kendiliğinden oluşmaktadır. Yani organizma hangi tepkiyi seçsem diye düşünmemekte, otomatik olarak koşullanmaktadır.

Koşulsuz (doğal) uyarıcı (unconditioned stimulus), organizma için doğal olan ve tepkiyi otomatik olarak meydana getiren uyarıcıdır. Klasik koşullanmada, doğal uyarıcı pekiştireç görevi görür. Koşullanma için doğal uyarıcı şarttır. Ancak her doğal uyarıcı pekiştirici uyarıcı olmayabilir. Koşulsuz (doğal) tepki (unconditioned response), koşulsuz uyarıcının organizmada meydana getirdiği doğal ve otomatik tepkidir. Koşulsuz uyarıcı ile koşulsuz tepki arasında doğuştan getirilen, öğrenilmemiş bir bağ mevcuttur. Nötr uyarıcı tepki yaratmaz. Başlangıçta nötr bir uyarıcı iken, koşulsuz uyarıcı ile birlikte verilerek koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkiyi paylaşması sağlandıktan sonra tek başına verildiğinde de organizmada doğal ve otomatik tepkiyi oluşturan uyarıcıya koşullu uyarıcı (conditioned stimulus) denir. Koşullu uyarıcının meydana getirdiği doğal ve otomatik tepki de koşullu tepki (conditioned response)’dir. Aslında koşulsuz tepki ve koşullu tepki her zaman aynıdır. Koşullu uyarıcı ve koşullu tepki öğrenilmiştir. Pavlov, koşullanma sürecini “yer değiştirme ilkesi” ile açıklamaktadır. Ona göre koşullanma sonrasında et ile zil sesi yer değiştirdiği için zil sesini duyan köpek salya tepkisinde bulunmaktadır.

Bitişiklik (Zamanlama – Contiguity): Koşullu ve koşulsuz uyarıcıların (uyarıcı – uyarıcı) art arda verilmesi durumuna denir. Koşullama sürecinde, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanının birbirine yakın olması (3 – 5 saniye) önemlidir. Bu zaman dilimi arttıkça ya da uyarıcılar birbirinden uzaklaştıkça koşullanmanın gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan zaman – tekrar sayısı – da artacaktır. Hatta belli bir zaman diliminin geçilmesi ya da yakınlığın sağlanamaması halinde, koşullanma gerçekleşmeyebilir. Pavlov’a göre en etkili koşullanma, uyarıcılar arasında 0,5 saniye zaman olduğunda olmaktadır. Bununla birlikte sürenin 5 ile 30 saniye arasında değişebileceğini belirtmiştir.

Bitişiklik ilişkisi 3 şekilde sağlanabilir:

  • İze Koşullanma: Önce nötr uyarıcı verilir ve sonlandırılır. Birkaç saniye sonra koşulsuz uyarıcı verilir.
  • Gecikmeli Koşullanma: Önce nötr uyarıcı verilir. Nötr uyarıcı devam ederken birkaç saniye sonra koşulsuz uyarıcı verilir. Organizma tepkiyi ortaya koyunca nötr uyarıcı sonlandırılır. Koşullanmanın en yüksek olduğu durumdur.
  • Eş zamanlı koşullanma: Nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı aynı anda verilir. Organizma tepki ortaya koyunca nötr uyarıcı sonlandırılır.

Habercilik (Contingency) (Robert A. Rescorla): Egger ve Miller yaptıkları deneylerinde klasik koşullamanın meydana gelebilmesi için koşullu uyarıcının, kendisinden sonra koşulsuz uyarıcının geleceğine ilişkin haber verici nitelikte olması gerektiğini ortaya koymuşlardır. Yani koşullu uyarıcı (ses) önce, koşulsuz uyarıcı (et) sonra verildiğinde koşullama meydana gelmektedir. Ses etin geleceğinin habercisi olmakta; böylece köpeği sese koşullamak kolaylaşmaktadır. Aksi durumda ise, koşulsuz uyarıcı (et) önce, koşullu uyarıcı (ses) sonra verildiğinde koşullama ya çok zor meydana gelmekte ya da hiç oluşmamaktadır. Yani bitişiklik uyaranların arasındaki süreyle ilgili, habercilik ise uyaranların sırası ile ilgilidir.

Eğer koşullu uyorıcı koşulsuz uyarıcının geleceğini haber veriyorsa buna ileriye koşullama ya da olumlu habercilik denir. Örneğin köpeğe önce ses sonra elektrik şoku verilir. Bir süre sonra ses elektrik şokunun geleceğine ilişkin olumlu habercilik etkisi yaratır ve köpek şoktan kurtulmak için harekete geçebilir. Koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcıdan sonra verildiğinde ise koşullu uyarıcı, koşulsuz uyarıcının biteceğini haber vermektedir. Buna da geriye koşullama ya da olumsuz habercilik denir. Yani köpeğe ses, elektrik şokundan sonra verildiğinde hayvan için ses, elektrik şokunun bittiğinin habercisidir ve şoktan kaçma tepkisinde azalma meydana gelmektedir. Böylece Rescorla, koşullu uyarıcı, koşulsuz uyarıcıdan sonra verildiğinde klasik koşullama oluşmaz görüşünü reddetmiştir. Ona göre koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcıdan önce verilebileceği gibi, sonra verilirse de koşullanmanın meydana gelebileceğini ortaya koymuştur. Ona göre önemli olan, koşullu uyarıcının bilgi verici nitelikte olmasıdır.

Bir uyarıcının olumlu haberci olarak değerlendirilebilmesi için, haber verdiği durumun olumlu olması gerekmez. Önemli olan, ardından başka bir şeyin geleceğini haber vermesidir. Gelen şey iyi de olabilir kötü de olabilir. Aynı durum olumsuz habercilik için de geçerlidir. Biten uyarıcı olumlu da olabilir olumsuz da olabilir.

Uyarıcı: Organizma tarafından algılanan ve organizmanın içinde ya da dışında değişiklikler meydana getirerek davranışa yol açan unsurdur.

Tepki: Organizmanın uyarıcıya karşı göstermiş olduğu davranıştır. İnsanların tepkileri bazen refleksif bir şekilde basit olarak açığa çıkarken bazen de daha karmaşık olarak açığa çıkar. Bazen bilinen tepkilerin özelliklerinden yola çıkılarak bilinmeyen, daha önce hiç karşılaşılmamış durumlarda da benzer tepkiler gösterilebilir. Buna tepki anolojisi (tepki genellemesi) denir.

Karşılık: Organizmanın tepkisine sunulan uyarandır. Klasik koşullamada bu koşulsuz uyarıcıdır. Klasik koşullamada doğal uyarıcı (pekiştireç görevi görür) tepkiye bağlı olarak verilmez, tepkiden önce sunulur ve tepkiyi doğurur. Bu özelliği ile edimsel koşullamadan ayrılır.

Sönme (deneysel çözülme): Karşılığını alamayan organizma tepki vermekten vazgeçer. Koşullu uyarıcının artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturamamasına sönme denir. Yani koşullu uyarıcı olan sesi, birincil pekiştireç (aynı zamanda koşulsuz uyarıcı) olan et izlemediği takdirde bir müddet sonra salya miktarı azalmakta ve yok olmaktadır.

Kendiliğinden geri gelme: Sönmeden sonra deneye ara verildikten, yani hayvan bir müddet dinlendirildikten sonra, tekrar koşullu uyarıcı (ses) tek başına verildiğinde, geçici olarak koşullu tepkinin (salya) meydana geldiğini görürüz. Bu duruma da kendiliğinden geri gelme denmektedir. Ancak geri gelen koşullu tepki (salya) daha az ve kısa sürelidir.

Alışma etkisi: Organizma ses, ışık, yoğun koku vb. uyaranlarla karşı karşıya kaldığında bir süre sonra daha az tepki verir. Alışmada ortadan kalkan veya artık az gösterilen tepki ya fizyolojik (duyusal) tepkidir ya da olumlu duygusal tepkidir (sevinmek gibi). Duyarsızlaşmada ise ortadan kalkan veya artık daha az gösterilen tepki korku, kaygı ve fobilerdir (olumsuz duygusal tepkilerdir). Daha önce çok sık pekiştirilen ya da sürekli pekiştirme tarifesi kullanmak yolu ile kazandırılan tepkinin şiddetinde bir süre sonra azalma görülebilir. Buna alışma etkisi denir. Koşullanma sağlanırken başlangıç aşamasında organizma koşullu uyarıcıya beklenen tepkiyi vermeyebilir. Bunun yerine farklı tepkiler ortaya koyabilir. Çoğunlukla birkaç denemenin ardından bu tepkiler ortadan kalkmaktadır. Alışma tepkileri olarak adlandırılan bu durumda, organizmanın beklenen tepkiye benzer olarak vereceği her tepkiye alfa tepkisi denir. Zil sesinin hemen ardından et verilen köpeğin, sadece zil sesi verildiğinde sesin geldiği yere bakması, dikkatle sesi dinlemesi vb. tepkileri alfa tepkileridir.

Alışma – Alışkanlık – Sönme – Duyarsızlaşma – Duyarlılaşma Kavramlarını Ayırt Eden Video

            Ayırt etme: Benzer uyaranlara farklı tepki verilmesi yani genellemenin tersi ayırt etmedir. Genelleme, organizmanın koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da aynı tepkide bulunma eğilimidir. Ayırt etme de genellemenin tersine, organizmanın koşullama sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunma eğilimidir. Organizma hangi davranışın karşılık getirdiğini anlar ve sadece ona tepki verir.

            Genelleme (uyarıcı genellemesi): Benzer uyarıcılara aynı tepkilerin verilmesidir. Temel koşullama sürecinde, koşullu uyarıcı olarak ses, koşulsuz uyarıcı olarak da et kullanılmıştı. Ses ve et yeterince birlikte verilerek ete karşı yapılan tepki (salya), tek başına sese verildiğinde de oluşturulduktan sonra, orijinal sese benzer farklı tonlardaki seslere de aynı tepki gösterilmektedir. Verilen ses tonu, koşullanan ses tonundan farklılaştığı ölçüde ise salyanın azaldığı gözlenmektedir. Bu durumda, genellemenin meydana gelmesinde, verilen uyarıcının önceki koşullu uyarıcıya benzerliği önemlidir.

            Benzer uyarıcılara aynı tepkinin verilmesine uyarıcı genellemesi; tek bir uyarıcıya farklı tepkilerin verilmesine ise tepki genellemesi denir.

Uyarıcı Genellemesi & Tepki Genellemesi Kavramlarını Ayırt Eden Video

Korku Koşullanması: Koşullu bir uyarıcıyla korku tepkisi eşleştirildiğinde ortaya çıkan durumdur.

Garcia etkisi: Bir olayla ilgili olumluluğun ya da olumsuzluğun diğer öğelere de yansımasıdır. Okulda yaşanan olaylarla ilgili olumsuzluk, okul ve okulla ilgili diğer öğelere genellenebilir. Hatta bu etki öyle güçlü olabilir ki (Garcia etkisi), çocuk yaşamı boyunca eğitime, okula, öğretmenlere karşı olumsuz tutum geliştirebilir, eşyalara zarar vermek isteyebilir. Yine, okulda yaşanan mutlu olaylar da genellenebilir. Ahmet yolda yürümekte iken bir köpeğin  saldırısı sonucu fena halde canı yanmış ve korkmuştur. Ahmet daha sonra köpek gördüğünde korkmuştur (klasik koşullanma). Bundan sonra Ahmet köpekleri andıran ve çağrıştıran bir çok şeyden korkmaya başlayabilir. Örneğin veteriner klinikleri, veterinerler, köpek maması, köpeği olan bireyler vb. Bu duruma Garcia etkisi denilmektedir. Öğretmenler, okulda çocuklara mümkün olduğu kadar mutluluk veren yaşantılar kazandırarak bunu öğrenmeyle ve okulla ilişkilendirmelerine yardım etmelidirler. John Garcia, daha sonra “tat koşullaması” adını verdiği çalışmayı yapmıştır. Garcia, klasik koşullamada bitişiklik ilkesinin her zaman geçerli olmadığını belirtmiştir. Bazı durumlarda bitişiklik olmasa dahi koşullanma gerçekleşebilmektedir. Burada organizma zihinsel olarak kendisi ilişki kurmaktadır. Örneğin, bir çocuk içerisinde sucuk bulunan bir tost yemiş ve bundan üç saat sonra midesi bulanmıştır. Bu çocuk sucuk ile mide bulantısı arasında ilişkiyi uzun bir süre sonra bile kurarak koşullanmış ve sucuktan tiksinti duymaya başlamıştır.

Genelleme & Garcia Etkisi Kavramlarını Ayırt Eden Video

Öğrenilmiş çaresizlik (Martin E.P. Seligman): Organizma ne kadar çaba harcarsa harcasın durumu değiştiremeyeceğini öğrenerek pasif kalmakta ve bu pasifliği de tüm istenmeyen durumlara genellemektedir. Belirtileri herhangi bir pekiştireci elde etme isteği duymama, cezadan kurtulma için çaba göstermeme, genel pasiflik, korku, depresyon ve ne olursa olsun sonucu kabul etmeye istekliliktir. Öğrenilmiş çaresizlik belirtileri gösteren çocuğa yaklaşım tarzı:

  • Çocuk herhangi bir etkinliğe zorlanmamalıdır,
  • İlgi ve yeteneklerine uygun görev, etkinlik ve sorumluluklar verilmelidir,
  • Eksiklik ve yetersizlikleri görmezden gelinmelidir,
  • Düşük puan verilmemelidir,
  • Sözel ikna teknikleri kullanılarak cesaretlendirilmelidir,
  • Özgüvenini geliştirici etkinlikler düzenlenmelidir,
  • Çocuğa uygun modeller gösterilmelidir,
  • Doğruya yaklaşan her davranışı pekiştirilmeli, ceza vermekten kaçınılmalıdır.

Öğrenilmiş çaresizlik teorisi sonradan duygu ve his yokluğu olarak tanımlanan depresyonu açıklayacak şekilde genişletilmiştir. Depresyondaki insanların çaresizliği öğrendikleri için bu hale geldikleri belirtilmiştir. Çünkü onlar ne yaparlarsa yapsınlar boşuna olacağını öğrenmişlerdir. Depresyondaki insanlar, hayatları boyunca hiçbir şeyi kontrol edemeyeceğini öğrenmişlerdir. Seligman “Öğrenilmiş İyimserlik” kitabında insanların karşılaştıkları durumlara yeni açıklama şekilleri getirerek depresyondan yani öğrenilmiş çaresizlikten kurtulabileceklerini açıklamıştır.

Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Pygmalion Etkisi – Robert Rosenthal): Öğrenilmiş çaresizlikten farkı, kendini gerçekleştiren kehanette bireyin içsel süreçlerinin rol oynamasıdır. Birey bir konu ilgili olumsuz duygu, düşünce ve tutumlara sahiptir. Bu olumsuz yaklaşım onun davranışlarına da yansıyarak sonucun olumsuz olmasına neden olur. Bir kişi neyi beklerse, onun gerçekleşme ihtimali yüksektir varsayımına dayanır.  Yani düşüncelerimiz davranışlarımıza yön verir. Örneğin KPSS’yi kazanamayacağını düşünen bir öğretmen adayı henüz deneyimi olmamasına rağmen sahip olduğu bu önyargı nedeniyle motive olamaz, yeterince iyi hazırlanamaz ve sonuçta KPSS’de başarısız olur. Bu şekilde kehaneti gerçekleşmiş olur, ben zaten biliyordum der.

Üst Düzey Koşullama & Birleşik Koşullama & Duyusal Ön Koşullama Kavramlarını Ayırt Eden Video

Birden fazla uyarıcıya koşullama (Üst düzey koşullama – Higher order conditioning): Temel mantığı, nötr uyarıcı ile koşullu uyarıcının bitişiklik ilkesiyle eşleştirilmesidir. Uyarıcı genellemesinden temel farkı, aynı tepkinin verilme nedeninin uyarıcılar arasındaki benzerlik değil, bitişiklik ilişkisinin kurulmasıdır. Koşullu uyarıcı ve koşulsuz uyarıcı birçok kez birlikte verilerek koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkiyi, koşullu uyarıcının da oluşturması sağlanır. Yani tek başına ses verildiğinde de köpek salya salgılar hale gelir. Bundan sonra ikinci bir koşullu uyarıcı koşullama sürecine sokulabilir. Örneğin; ışık (ikinci koşullu uyarıcı) önce, ses (birinci koşullu uyarıcı) sonra olmak koşuluyla birkaç kez ikisi birlikte verildiğinde, daha sonra tek başına ışığın da salya tepkisi meydana getirdiği gözlenmektedir (second order conditioning). Üst düzey koşullanmada organizmanın verecek olduğu tepki oranı, birinci koşullu uyarıcıda daha fazladır ve koşullanma sayısı arttıkça bu oran azalır. Sönme işlemine başlandığında da sönme önce ikinci koşullu uyarıcıya sonra da birinci koşullu uyarıcıya gerçekleşecektir.

            Üst düzey koşullama sağlanmaya çalışılırken bazen yapılan hatalardan dolayı, koşullanma tek bir uyarıcıya gerçekleşir ve çalışma başarısız olur. Bunun iki nedeni vardır. Uyarıcıların aynı anda verilmesi ya da yanlış sırayla verilmesidir.

            a. Gölgeleme: Uyarıcıların aynı anda verilmesidir. İki koşullu uyarıcı birlikte verildiğinde, koşullama daha çok dikkati çeken koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmekte, diğeri ise etkisiz kalmaktadır. Bu duruma gölgeleme (overshadowing) adı verilmektedir. Örneğin ışık ve şiddetli gürültü birlikte koşullu uyarıcı olarak kullanıldığında, koşullamanın şiddetli gürültüye karşı meydana geldiği, hayvanın zayıf olan uyarıcıya tepkide bulunmadığı gözlenmektedir.

            b. Engelleme: Uyarıcıların yanlış sarıyla verilmesidir. Önceden oluşturulan bir nötr uyarıcının daha sonra eşleştirildiği yeni bir nötr uyarıcının koşullanmasına engel olması söz konusudur. Yani birinci koşullu uyarıcı daha sonra ortama konulan ikinci koşullu uyarıcıya tepki verilmesini engeller, yani organizma ilk koşullu uyarıcıya hemen tepki gösterdiği için, ikinci koşullu uyarcıya tepki vermez.

Gölgeleme & Engelleme Kavramlarını Ayırt Eden Video

            Duyusal önşartlanma (ön koşullama): Ön koşullanma, nötr olan ve genelleştirilme özelliği bulunmayan iki uyarıcının önce birlikte uygulanması, sonra da birisinin koşulsuz uyarıcı ile birleştirilmesi sonucu her iki nötr uyarıcının da tepki yaratma gücü kazanmasıdır. Örneğin tarak ve saç tokası bir süre birlikte kullanılır yani zihinde bir çağrışım kurulur. Sonra saç tokası takılırken batar ve ağrısı tedirgin eder (koşullama gerçekleşti). Bundan sonra tarak ortama konulduğunda tedirgin olma tepkisi ortaya çıkarsa ön koşullama gerçekleşmiştir.

            Kaçma – Kaçınma Davranışları: Organizma için olumsuz bir durum ortaya çıkarsa doğal bir tepki olarak kaçma davranışı görülür. Bunun sonucunda bir korku koşullaması oluşabilir. Bundan sonra organizma durum ortaya çıkmadan tedbir alabilir ki buna da kaçınma denir. Kaçma klasik koşullama iken kaçınma davranışı edimsel koşullamadır.

            Otomatik Biçimlendirme: Edimsel koşullanmadaki biçimlendirme kavramından farklı bir kavramdır. Temel dayanağı, kimi edimsel tepkilerin klasik koşullama yoluyla öğretilebileceğidir. Yapılan bir deneye dayanarak geliştirilmiştir. Bir güvercin kafesinin köşesindeki daire biçiminde ışık yandığında kafese yiyecek düşmüş ve bu durum (ışık – yiyecek) eşleşmesi 50 kez tekrarlanmıştır. Bunun ardından kuşlar daireyi gagalamayı öğrenmişlerdir. Burada ışığın yanması ve ardından yiyeceğin gelmesi ilişkisi klasik koşullamadaki koşullu uyarıcı ve koşulsuz uyarıcı kavramlarına karşılık gelir. Buradaki fark, güvercinlerin gagalama tepkilerinin edimsel yanı irade tepkiler olmasıdır.

            Geçici koşullama: Koşullanma sürecinde sadece koşulsuz uyarıcının kullanıldığı koşullama şeklidir. Koşulsuz uyarıcı organizmaya eş zaman aralıklarıyla verilir. Böylece eş zaman aralıklarının koşullu uyarıcı haline geleceği varsayılır. Köpeğe saat başı bir parça et verildiğini düşünelim. Et koşulsuz uyarıcıdır. Bu çalışma bir süre tekrar edildiğinde “her saat başı”, köpek için koşullu bir uyarıcı haline gelecektir. Yani köpek saat başı salya tepkisi verecektir.

            Klasik koşullanmada pekiştirme: Gerçekte Pavlov pekiştirme kavramından bahsetmemiştir. Ancak verilen koşulsuz uyarıcı birincil pekiştireç, koşullu uyarıcı da ikincil pekiştireç görevi görebilir. İki tür pekiştirmeden söz edilebilir:

  • Kısmi pekiştirme: Koşullu uyarıcının koşullanmanın yapıldığı her denemede bulunmasına karşın, koşulsuz uyarıcının bazı zamanlarda verilmesidir.
  • Sürekli pekiştirme: Koşulsuz uyarıcının her denemede pekiştireç olarak verilmesi durumudur.

Birleşik koşullama: Tepkisel koşullama deneylerinde kimi zaman iki koşullu uyarıcı tek bir koşulsuz uyarıcıyla eşleştirilebilir. Örneğin deneğe aynı anda ışık ve ses birlikte verilmiş, birlikte kesilmişler ve aynı koşulsuz uyarıcıyla (elektrik şoku) eşleştirilmişlerdir. Birçok deneyde iki koşullu uyarıcıya karşı da koşullu tepkinin geliştiği gözlenmiştir (gölgelemenin tersine). Fakat bu uyarıcılar ayrı ayrı verildiklerinde, birlikte olduklarında ortaya çıkardıkları oranda kuvvetli bir koşullu tepkiyi ortaya çıkaramamışlardır.

Üst Düzey Koşullama & Birleşik Koşullama & Duyusal Ön Koşullama Kavramlarını Ayırt Eden Video

Aşırı Beklenti Etkisi: Khallad ve Moore tarafından yapılan deney sonucu ortaya atılmıştır. Deney şöyledir:

            İlk aşamada, fareler iki farklı koşullu uyaran (ton sesi ve ışık) ve onlardan sonra gelen bir parça yem ile ayrı ayrı eşleştirilmiştir. Bu uyaranların koşulsuz uyaranla eşleştirilmesi rastlantısal bir biçimde uygulanmıştır. Bu denemeler sonucunda her iki uyarıcıya karşı da tam bir koşullanma sağlanmıştır.

            İkinci aşamada, fare grubuna ton sesi ve ışık bir arada sunulmuş ve bir parça yem ile defalarca eşleştirilmiştir.

            Sonuç olarak daha önceki aşamada uyarıcıların her biri 1 parça yeme işaret etmişler, farelerin de beklentileri bu yönde olmuş ve iki parça yem beklemişlerdir (aşırı beklenti). Bu denemeler devam ettikçe, uyarıcıların birinci aşamada elde ettikleri bağlantı gücü azalmaya devam edecektir. En sonunda uyarıcıların ikisi birden toplam bir parça yem beklentisine yol açacaktır.

Tepki baskılama: Organizmaya şok ya da şiddetli bir uyarıcı verilir ve bununla bir koşullu uyarıcı eşleştirilir. Ancak bu deneyde kullanılan organizmaya daha önce edimsel koşullanmayla başka bir davranış da öğretilmiştir ve bu koşullanmanın ardından korku koşullanması gerçekleştirilir. Örneğin manivelaya basması öğretilen (edimsel koşullama) bir hayvana tam manivelaya basacakken koşullu uyarıcı verilir. Böylece koşullu uyarıcının tepkiyi ne kadar baskıladığına / engellediğine bakılır. Manivelaya basma ne kadar azalmışsa, korku koşullaması o kadar kuvvetli olmuştur. Aşamaları şöyledir: Hayvana operant kutuda kola basma davranışı öğretilir. Sonra ses ya da ışık gibi bir koşullu uyarıcı ile şok gibi bir koşulsuz uyarıcı eşleştirilerek korku koşullaması gerçekleştirilir. Hayvan edimsel davranış sergilerken koşullu uyarıcı sunulur. Koşullu uyarıcı sunum sırasında gerçekleşen edimsel tepki oranı ile koşullu uyarıcı olmadığında sergilenen edimsel tepki oranı karşılaştırılır.

Batıl İnanç & Batıl Davranış Kavramlarını Ayırt Eden Video

            İz Sürme Koşullaması: Güvercinlerle yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu deneyde koşullu uyarıcı bir kutunun içinde duvarda ışık yanan bir düğmedir. Koşulsuz uyarıcı ise ışıktan hemen sonra gelen yemdir. Brown ve Jenkins’in yaptığı deneylerde ışık yanmış, ardından yem verilmiştir. Bu uyarıcı bitişikliğinin tekrarları sonrasında güvercinler koşullu tepki olarak yemi gagalamaya başlamışlardır.

            Burada ilginç olan, yemin gagalamanın sonunda verilen bir uyarıcı olmaması, yani o davranışa bağlı olmamasıdır. Ancak ilginçtir ki, güvercinlerin düğmeyi gagalama davranışı ışık sönene kadar devam etmiştir. Hayvanlar doğal ortamlarında yiyeceğin varlığına işaret eden uyarıcılara yaklaşma ve bu uyarıcıları izleme eğilimindedirler.

         Klasik Koşullamayı Ortadan Kaldırma Yöntemleri:

Karşıt Koşullama & Zıt Tepki Yöntemi & Eşik Yöntemi & Kademeli Yaklaşma & Sistematik Duyarsızlaştırma Kavramlarını Ayırt Eden Video

  • Davranışın Sönmesini Bekleme: Koşullu uyarıcıdan sonra koşulsuz uyarıcı verilmezse, bir süre sonra koşullu tepkinin ortadan kalktığı yani sönmeye başladığı görülür.
  • Karşıt Koşullama: Koşullu uyarıcı, istenmeyen koşullu tepki yerine, zıt bir tepki yaratan bir uyarıcı ile eşleştirilmektedir. Yani aynı uyarana bir öncekinin zıttı bir tepki oluşturulur (sıcak çay kaşığı örneği). Bu sayede olumsuz bir tepkiye yol açan uyarıcı, olumlu tepki oluşturacak hale getirilebilir. Bu konu üzerinde çeşitli araştırmalar yapan Wolpe’a göre bu durumun temel nedeni “karşılıklı engelleme”dir. Çünkü birbirine ters düşen iki tepkiden biri diğerini engellemektedir.
  • Sistematik Duyarsızlaştırma: Koşullu uyarıcı yavaş yavaş ve organizmaya zarar vermeyecek bir düzeyde verilmeye başlanır. Daha sonra organizmaya adım adım yaklaştırılarak en sonunda koşullu uyarıcıya karşı olan korku yenilir. Pekiştirme kullanılmaz. Sistematik duyarsızlaştırmanın temellerini Watson atmıştır. Ancak yöntem olarak 1950’lerde Joseph Wolpe tarafından geliştirilmiştir. Yöntemin amacı korku ve kaygının yerine gevşemenin sağlanmasıdır. 3 adımda uygulanır:
    • Gevşemeyi öğrenmek: Ayak parmaklarından yüzdeki kaslara kadar, vücuttaki tüm kasları gerip gevşeterek gevşemeyi öğrenmek.
    • Korku (kaygı) hiyerarşisi: Bireyde korkuya yol açan durumla ilgili hiyerarşik bir liste hazırlamak.
    • Canlandırmak ve gevşemek: Bireyde korkuya yol açan durum en az korkulan durumdan en çok korkulan duruma göre canlandırılır. Birey kaygılanırsa gevşemesi istenir. Böylece adım adım korku giderilir.
  • Karşı karşıya getirme: Koşullu tepkinin sönmesi için korkulan (koşullu) uyarıcı ile organizma uzun süreli olarak bir arada tutulur. Örneğin, balon fobisi olan bir kız çocuğu içerisinde balon olan bir odaya sokulur ve uzun süre odada kalarak fobisi ortadan kaldırılır. Sistematik duyarsızlaştırmadaki gibi aşamalılık söz konusu değildir.
  • İtici uyarıcıya koşullama: Organizmanın koşullandığı uyarıcının çekiciliği azaltılmak için, bu uyarıcı itici (istenmeyen) bir uyarıcıyla eşleştirilir. İstenmeyen uyarıcı elektrik şoku veya mide bulantısına yol açan bir ilaç olabilir. Emziği bırakmayan bir çocuğa acı bibere değdirilmiş emzik vermek.

Klasik Koşullamanın Eğitim Açısından Doğurguları

  • Çocukların farklı duygulara sahip olmalarının nedeni, okul ile çevrelerinde, kendilerine mutluluk veren ya da kaygı yaratan uyarıcıları ilişkilendirmeleridir. Başlangıçta nötr uyarıcı olan okulun koşullu uyarıcı olması gibi.
  • Çocuğun normal olarak yapması gereken etkinlikleri ceza aracı olarak kullanmak (örneğin, arkadaşıyla konuştuğu için elli tane aynı cümleyi yazmasını istemek, çocuğa söz dinlemediği için kendini iğneciye götüreceğini söylemek) cezanın meydana getirdiği olumsuz duyguların, bu olaylara da genellenmesine neden olur. Böylece yazmaktan, okumaktan hoşlanmayan, iğne olmaktan korkan çocuklar yetiştirmiş oluruz.
  • Öğrencilerin duyuşsal ve duygusal özelliklerinin olumlu hale getirilebilmesi için, öğretmenler, öncelikle çocukların özelliklerini ve özel ihtiyaçlarını tanımalı, onlara karşı duyarlı olmalıdırlar. Böylece, çocuklara herhangi bir şeyi sevme, ilgi duyma, olumlu tutum geliştirme, mutlu olma gibi özellikler, onların daha önce sevdikleri, hoşlandıkları durumlarla, nesnelerle, olaylarla ilişkilendirilerek kazandırılabilir.

Pavlov’un klasik koşullama ilkeleri, ne yazık ki eğitimden çok, beyin yıkama durumlarında davranış değiştirmek ve reklamcılıkta ürün satışlarını arttırmak üzere daha etkili olarak kullanılmaktadır. Üreticinin ya da reklamcının ürününü pazarlamada etkili olarak kullandığı ilkeleri, asıl fonksiyonu istendik davranış oluşturma olan anne – baba ve öğretmenlerin de tesadüfen değil, planlı bir şekilde kullanmaları gerekmektedir.

Pavlov – Klasik (Tepkisel) Koşullama Konu Anlatım Videosu

Klasik Koşullama 2019 – 2012 Soru Çözüm Videoları

Klasik Koşullama 2011 – 2010 Soru Çözüm Videoları

Klasik Koşullama 2009 – 2006 Soru Çözüm Videoları

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here