Gestalt Kuram Konu Anlatım Videosu

Gestalt Kuram Soru Çözüm Videosu

Gestalt kuram Wertheimer tarafından başlatılmış olmakla birlikte, ilkeleri Wertheimer, Köhler ve Koffka tarafından geliştirilmiştir. Gestalt psikoloji adını Almanca bir sözcük olan Gestalt’tan almıştır. Gestalt sözcüğünün biçim, şekil, form, parçaların sadece toplamı değil, entegre olmuş bütün gibi anlamları vardır. Gestalt kuramcılara göre; bütün, parçaların toplamından daha fazladır ve birey bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. Bütün, parçalar arası dinamik ve organik ilişkilerinden oluşmuş bir biçim, bir şekil ve aynı zamanda da parçaların toplamından bağımsız bir olgudur. Sonuç olarak, Gestaltçılar, organizmanın, dışarıdan gelen duyumlara kendisinden bir şeyler katarak, yaşantıyı yeniden örgütlediğine inanmaktadırlar. Gestaltçılara göre bizler dünyayı bütün olarak algılarız.

            Gestaltçılar, davranışçıların, insan davranışlarını uyarıcı – tepki bitişikliğine indirgeyerek açıklamalarını eleştirmişler, bu durumun insan davranışlarını gereğinden fazla basitleştirdiğini ve davranışları bu yolla açıklamanın pek çok noktada yetersiz kaldığını savunmuşlardır. Gestaltçılara göre organizma, sadece çevreden gelen uyarıcılara tepkide bulunmaz, çevreyle etkileşim içindedir. Ayrıca Gestaltçılar, davranışçıların da yapısalcılar gibi, en küçük birimler üstünde çalışmalarına karşı çıkmışlardır. Sonuç olarak Gestaltçılar aktif zihin gücüne inanmakta ve bu gücün de kalıtım yoluyla belirlendiğini savunmaktadırlar.

         İçebakış yöntemine karşı değildirler. Ancak Gestaltçılara göre bu yöntemi bütünü parçalara ayırarak parça parça incelemek için değil, tam tersine bir bütünlük içinde incelemek için kullanmak gereklidir.

            Gestalt Kuramda Algılama

         Algılama, dış dünyadan duyu organlarımız yoluyla aldığımız duyusal bilginin beyin tarafından seçilip örgütlenerek yorumlanması sürecidir. Gestalt psikologlar, öncelikle algılama ve problem çözme süreçleriyle ilgilenmişlerdir. Öğrenmeyle ilgili görüşleri, algılamayla ilgili çalışmalarına dayanmaktadır. Onlara göre algı, bir örgütlemedir. Gestaltçılar, örgütlemenin yardımcı yasalarını daha genel ortak bir yasa çerçevesinde toplamışlardır. Pragnanz adını verdikleri bu yasa şöyledir: “Her psikolojik olayda anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi vardır”. İnsan çevreden gelen uyarıcıları anlamlı hale getirmek ve dengeye ulaşmak çabası içindedir. Bu nedenle gelen uyaranlardan benzer olanları birlikte algılar, yakın olan uyaranları örgütleyerek, eksik olan parçaları tamamlayarak dengeye ulaşmaya çalışır.

Algısal Değişmezlik: Bir objenin değişik koşullar altında aynı biçimde görülmesine, algılanmasına algısal değişmezlik denir. Örneğin, kapı iç taraftan farklı, dış taraftan farklı, yan tarafa açıkken farklı olmasına rağmen, hangi durumda olursa olsun biz kapıyı aynı şekilde algılarız. Bu durum, beynin dışarıdan gelen duyusal bilgiyi daha anlamlı hale getirmek için organize ettiğini göstermektedir.

Algıda Seçicilik: Duyu organlarımıza gelen binlerce uyarandan ancak bir kısmı seçilir ve algılanır. Hangi uyaranların seçileceğini belirleyen bir takım etmenler vardır. Bunlar uyaranlara ait etkenler (uyaranın büyüklüğü, şiddeti, rengi, hareket etmesi vb.), bireye ait etkenler (ilgiler, ihtiyaçlar, inançlar) olarak ikiye ayrılır.

Derinlik Algısı: İnsan gözü en ve boy olmak üzere iki boyutludur. Fakat biz birtakım algısal ipuçlarını kullanarak nesnelerin derinliğini de (üçüncü boyutu) algılarız. Yani nesnelerin 3 boyutlu (en, boy, derinlik) olarak algılanmasına derinlik algısı denir. Bu algılamadaki ipuçlarının bir kısmı çevresel etmenlerken, diğer kısmı gözün yapısından kaynaklanan etmenlerdir.

            İllüzyon (yanılsama): Bir uyarıcının olduğundan farklı şekilde algılanmasıdır. Eğer bir uyarıcı herkes tarafından aynı farklılıkta algılanıyorsa fiziksel illüzyona, bireyden bireye değişen farklılıklarda algılanıyorsa psikolojik illüzyon denir. Algılama farklılığı ya da hatasıdır. Bir nesnenin ya da etkinliği algılanmasındaki hatalardır. Örneğin bir bardak suyun içine bırakılan bir kalemin kırık görülmesi ve duvardaki bir lekenin örümcek, böcek veya farklı şekilde algılanması.

            Halisünasyon: Bireyin olmayan bir şeyi algılamasıdır. Psikolojik rahatsızlığı ifade eder. Aşırı – eksik uyarılmışlık hali, madde bağımlılığı, ateşli hastalıklar gibi durumlar da sanrılara yol açabilir. Sokakta yalnız gezen birey arkasından birinin kendisini takip ettiğini düşünür.

Güdülenme: Birey bir problemle karşı karşıya kaldığı zaman doğal olarak problemi çözmeye güdülenir. Yani bireyi problemi çözmeye güdüleyen pekiştirme veya ceza işlemleri değil, onun bozulan dengesini yeniden kurma, yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma eğilimidir.

Kanonik bakış açısı: Gestaltçilerin tanımladığı fikirlerin bir uzantısıdır. Kanonik bakış açıları, bir nesneyi en iyi temsil eden görünüş veya bir biçimi tekrar hatırlamaya çalıştığımızda aklımıza ilk gelen görüntülerdir.

Yer değiştirme (ilke transferi):  Bir problemin çözümünde kullanılan ilkenin, benzer problemlerin çözümünde de kullanılmasıdır. Köhler, Davranışçılarda olduğu gibi uyarıcı – tepki bağlarının değil, genel ilkelerin öğrenildiğini ispatlamaya çalışmıştır.

            Algısal Örgütleme Yasaları

Gestalt Kuram Konu Anlatım Videosu

Gestalt Kuram Soru Çözüm Videosu

  • Şekil – Zemin İlişkisi (Figure – Ground)

Öğrenme, şekil zemin ilişkisi içerisinde gerçekleşmektedir. İnsanın algılama sistemi şekil ve zemin arasında bir ayrım yapar. Şekil, bireyin dikkatinin üstünde odaklaştığı şeydir; zemin ise, şeklin gerisinde, dikkat edilmeyen, algı alanına girmeyen şeydir. Şekil, zeminden daha dikkat çekici, daha çarpıcı özelliklere sahiptir. Ancak bazı durumlarda, şekil ve zeminin birbirleriyle yer değiştirdiği, hangisinin şekil, hangisinin zemin olduğuna karar verilemediği durumlar olabilir. Birey, bir yönden baktığında şekli zemin olarak algılayabilir. Bir diğer yönden baktığında da zemin, şekil özelliği kazanabilir. Ancak aynı anda her ikisi de şekil olarak algılanamaz. Hem müzik dinleyen hem de kitap okuyan birisi okuduklarını anlayabiliyorsa kitap şekil, müzik zemindir. Müziğe eşlik etmeye başlarsa kitap zemin, müzik şekil olmuştur.

  • Yakınlık Yasası (Proximity)

Organizma birbirine zaman ve mekan açısından yakın olan uyaranları gruplandırarak birlikte algılar. İşitsel uyarıcıların gruplanarak algılanması zaman içinde birbirlerine olan yakınlıklarına göre gerçekleşmektedir. Konuşmayı sözcükler ve cümleler arasındaki duraklamalara göre anlamlandırırız. Birbirine yakın duran ayrı ayrı noktalara üç nokta deriz, bankamatik kuyruğunda bekleyenleri tek tek algılamayız, “kalabalık” deriz.

Gruplayarak algılamayla ilgili bu yasa, daha önce Thorndike’ın “ait olma” ilkesinde de karşımıza çıkmıştı. Eğer birbirine zaman ve mekan bakımından yakın olan öğeler birbirine ait, birbirleriyle ilişkili ise hatırlanmakta, birbirine ait değilse hatırlanmamaktadır. Bu durumda hatırlama için sadece öğelerin birbirine zaman ve mekan bakımından yakınlığı yeterli değildir, aynı zamanda, öğelerin birbiriyle ilişkili bir şekilde verilmesi de gerekmektedir.

  • Benzerlik Yasası (Similarity)

Şekil, renk, doku, cinsiyet vb. pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler birlikte gruplanarak algılanma eğilimindedirler. Benzerlik faktörü görsel uyarıcıların algılanmasında olduğu kadar, işitsel uyarıcıların algılanmasında da önem taşır. Örneğin, kalabalık, gürültülü bir yerde, karşımızdaki konuştuğumuz kişinin ses kalitesinin bir andan diğerine benzerliği nedeniyle sadece onun konuşmalarını algılarız. Oysa gürültüyü bir andan diğerine benzerliği olmadığı için gruplandırıp anlanlandıramayız. Bankamatik kuyruğunda bekleyenlerin çoğu yaşlı ise “emekliler” deriz.

  • Tamamlama Yasası (Closure)

Organizma, tamamlanmamış etkinlikleri, şekilleri, sesleri tamamlayarak algılama eğilimindedir. Böylece, organizma iyi, tam, simetrik bütünlere, şekillere, biçimleri kısaca, iyi Gestalta ulaşmaktadır. Konuşma esnasında bir kelimeyi duymasak bile cümlenin tamamına tepki veririz.

(Tamamlanmamış şekiller bireylerde genellikle bir gerilim oluşturmakta ve tamamlama isteği doğurmaktadır. Zeigarnik Etkisine göre tamamlanmamış bir etkinlik, oluşturduğu gerilimden ötürü daha çok akılda kalmaktadır.)

  • Devamlılık (Süreklilik) Yasası (Contiguity)

Aynı yönde giden noktalar, işaretler, sesler, şekiller, çizgiler vb. birimler birbirinin devamıymış gibi algılanır. Yol çizgileri kesik kesik olsa bile biz onları düz bir çizgi gibi algılarız. Bir filmde hareket eden yazılar ve renkli ilanlar da bu süreklilik kanunundan yararlanılarak yapılmaktadır. Buna stroboskopik devim yanılsaması (illüzyonu) denir. Bu düşünce aynı zamanda phi-fenomen ilkesine uygundur.

  • Basitlik Yasası (Simplicity)

Bu yasaya göre, diğer unsurlar eşit olduğu takdirde, birey basit, düzenli bir şekilde organize edilmiş figürleri algılama eğilimindedir.

  • Phi Fenomen: Gerçekte hiçbir hareket olmadığı halde uyarıcının bir hareket varmış gibi algılanmasıdır. Uyarıcıya yüklenen anlam, bazı durumlarda bireyin o anki durumuna göre değişebilir. Çevresel uyarıcılar, organizmanın beklentilerinden, tutumlarından ve düşüncelerinden etkilenir.

İz Kuramı ve Davranışın Belirleyicileri (Koffka)

Gestaltçılara göre psikolojik yaşantı ile beyinde var olan süreçler arasında izomorfizm (eş biçimlilik) vardır. Dışsal uyarıcılar beyinde reaksiyona neden olmakta ve beyinde bu reaksiyonlar meydana geldiğinde yaşantı kazanılmaktadır. Beyin, kendisine gelen duyusal uyarımları anlamlandırmakta, basitleştirmekte, tamamlamakta, organize etmektedir. Diğer bir deyişle beyin, kendine gelen duyusal uyarımları pragnanz yasasına göre aktif olarak işleyip anlamlı ve tam olan yeni bir forma dönüştürmektedir. Oysa yapısalcılar beyine böyle bir işlev yüklememişlerdir.

Koffka’ya göre, kazanılmakta olan yaşantı, bellek sürecini harekete geçirir. Çevresel yaşantının, beyinde meydana getirdiği etkinliğe bellek süreci denir. Bu etkinlik bittiğinde bir iz kalır ve bu ize bellek izi adı verilir. Bu iz, gelecekteki benzer süreçleri etkiler ve bu süreçler sonucunda kazanılan yeni yaşantılarla kendisi de değişir. Bu durumda, bir bellek izi (yaşantı), sadece ilk kez oluştuğunda tektir. Daha sonraki benzer yaşantılar, eski bellek izi ve dışsal etkinlikler arasındaki etkileşimler sonucunda oluşur. Kısaca, önceki bellek izi, gelecekteki yaşantının oluşmasında etkilidir. Yeni kazanılan yaşantı da eski bellek izinin yeni bir bütüne dönüşmesine neden olur. Sonuç olarak, bellek izleri bir bütünlük gösterir. Eski bütünlük gösteren bellek izleri, yeni gelen yaşantılarla değişikliğe uğramakta ve yeniden yapılanmakta; bu bellek izi de yeni kazanılacak yaşantıyı etkilemektedir.

Fiziksel çevreden gelen uyarıcılar beyin tarafından anlamlı hale dönüştürüldükten sonra yaşantı kazandığımıza göre, bu durumda davranışın belirleyicisi nedir? Gestaltçılar hiçbir zaman doğrudan fiziksel çevreden yaşantı kazanılamadığını ileri sürerler. Koffka, bu noktada coğrafi çevre (fiziksel ve nesnel gerçek) ve davranışsal çevre (psikolojik ya da öznel gerçek) olmak üzere iki tür çevreden söz etmektedir. Gestalt psikologlara göre davranışsal çevre (öznel gerçek) davranışı belirlemektedir. Dışarıdan fiziksel olarak gelen duyusal uyarımları anlamlandırma ve örgütlemede sadece pragnanz yasası değil, aynı zamanda bireyin ihtiyaçları, değerleri, inançları, tutumları da katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle, aynı fiziksel çevrede bulunan kişilerin çevreyi yorumlamaları ve dolayısıyla da tepkileri çok farklılık göstermektedir.

Koffka’ya göre inançlar, davranışın güçlü belirleyicileridir. O halde davranış, coğrafi çevreden çok davranışsal çevre tarafından belirlenmektedir. Koffka’nın bu görüşü Tolman ve Bandura’nın görüşleri ile benzerlik göstermektedir.

Unutma

Birey, öğrenme materyalleriyle karşılaşıp onları algıladıktan sonra, kazandığı yaşantı bir bütünlük içinde bellek izi olarak kalır. Bu durumda acaba unutma nasıl meydana gelmektedir? Gestalt psikologlar unutmayı iki farklı nedene bağlamaktadır:

  1. Geriye getirmedeki başarısızlık nedeniyle unutma:Geriye getirme (hatırlama) için verilen ipucu, bellekteki temsilciye, yani orijinal biçime ne kadar benzerse, o kadar iyi bir ipucudur ve hatırlamayı sağlar. Geriye getirmede kullanılan ipuçlarının bilgi verici olması, tam, anlamlı ve belleğe yerleştirilirken kullanılan ilk kodlama biçimine uygun olması gerekmektedir.
  2. İz sistemindeki bozulma nedeniyle unutma: Zaman içinde, kötü örgütlenmiş bir iz sistemine doğru bir değişme meydana gelir. Bilindiği gibi, bu yasa Gestaltçıların temel yasasıdır. Her durumda iyiye, bütüne, anlamlıya ve düzenliye ulaşmak esastı. Bu örgütlemenin dinamik yasası bellek izi için de geçerlidir. Bu nedenle bellek izi, temsil ettiği iyi Gestalta yani basit, iyi örgütlenmiş, dengeli yapıya yaklaşmak, benzemek ona göre değişmek zorundadır. İşte, başlangıçtaki bellek izi, bu değişim sırasında çok fazla değişirse bu durumda tüm özelliklerini kaybedebilir. Sonuçta da geriye getirmek için kullanılan ipuçları, ilişki kurabileceği bir örüntü bulamadığından dolayı hatırlama mümkün olamaz. Operasyonel olarak bu duruma unutma denmektedir.

İçgörüsel Öğrenme (Kavrama Yoluyla Öğrenme) ve Problem Çözme

Gestalt Kuram Konu Anlatım Videosu

Gestalt Kuram Soru Çözüm Videosu

            Problem, organizmada bilişsel bir dengesizlik yaratır. Bu dengesizlik durumu, organizmayı harekete geçirir. Bu hareket fiziksel değil bilişsel bir harekettir ve bilişsel etkinlik problem çözümleninceye kadar sürer. Problemin çözümü için gerekli bütün araç – gereç ve yollar problem çözülünceye kadar zihinde düşünülmektedir (önçözüm dönemi). Problemin çözümü aniden bulunduğunda ise problemin çözümü için gerekli içgörü kazanılmış olmaktadır.

            Eğer uyarıcılar inceleniyor, karşılaştırılıyor, aralarındaki ilişki kuruluyor ve doğrudan çözüme ulaşılıyorsa cevap kavrama yoluyla öğrenme olur. Eğer organizma birkaç başarısız denemenin ardından bir bekleme süresi yaşıyor, bekleme süresinin ardından aniden çözüm aklına geliveriyorsa bu kez cevap içgörüsel öğrenme olur. Deneme yanılma öğrenmesinde organizmanın tepkileri tesadüfi iken, kavrama yoluyla öğrenmede karşılaştırma yapma, uyarıcılar arasındaki ilişkiyi anlama gibi bilinçli davranışlar söz konusudur.

İçgörüsel öğrenmenin temel özellikleri şunlardır:

  • Ön çözümden çözüme geçiş ani ve tamdır.
  • İçgörü yoluyla edinilen çözüme dayalı performans genellikle pürüzsüz ve hatasızdır.
  • İçgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
  • İçgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diğer problemlerin çözümüne kolaylıkla uygulanabilir.
  • Zeki olanlar içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.

Önçözüm Dönemi: Problemle karşılaştıktan sonra, probleme içgörüsel bir çözüm buluncaya kadar geçen zamana önçözüm dönemi denir ve bu zaman nispeten daha uzundur. Gestalt psikologlara göre, bu dönemde organizma, karşılaştığı problemi ve problemin çözümü için verilen öğeleri, araçları değerlendirir. Problemin çözümü için olası yolları belirler, bu yolları zihinsel olarak test eder ve problemin çözümü için en uygun yolu keşfettiğinde davranışsal olarak harekete geçer. Bu durum bir bakıma bilişsel deneme – yanılmadır. Önce denence kurar, denencelerini bilişsel olara test eder ve işe en çok yarayan çözüm yolunu bulur.

Yer Değiştirme / Transfer (Transposition): Bir problemin çözümünde kullanılan ilkenin, benzer bir başka problemin çözümünde de kullanılmasına, Gestaltçılar yer değiştirme demektedirler.

Üretici Düşünme (Yaratıcı Düşünce)

Wertheimer “Üretici Düşünme” kitabında iki tür problem çözmeden söz etmektedir. Bunlardan A türü çözümler, Gestalt ilkelere dayalıdır; orijinaldir, içgörüseldir yani, problemin doğasını, temel yapısını anlamayı gerektirir, çözüm bir başkası tarafından değil, birey tarafından bulunur, kolaylıkla genellenebilir ve uzun süre hatırlanabilir. B türü çözümler ise anlamadan ezberlemeye dönüktür. Öğrenci, olguları, kuralları, olayları anlamadan ezberler. Böyle bir öğrenme ise, katıdır ve kolayca unutulur; sadece sınırlı durumlarda uygulanabilir.

            Yaratıcılık, eleştirel bakmak ve yeni önermelerde bulunmaktır. Daha önce aralarında ilişki kurulmamış nesneler ya da düşünceler arasında ilişki kurulmasıdır. Alışılmışın, bilinenin dışında, farklı, yeni, özgün olmak, problemi görme, farklı çözüm yollarına giderek yeni sonuçlar çıkarmaktır. Yaratıcı düşünceyi engelleyen bazı durumlar vardır:

  • Duygusal etkenler: Birey, duygularına ters düşen bir sorunla karşılaştığında çözümden uzaklaşabilir. Utangaçlık, aptal yerine koyulma korkusu, yanlış yapma korkusu, belirsizliklere karşı hoşgörü yetersizliği ve aşırı özeleştiri bu gruba girer.
  • Kültürel engeller: Birey, her zaman toplumsal değerlere ve geleneklere uygun hareket edecek olursa, karşılaştığı problemlere yaratıcı çözümler getiremez. Toplumsal değerler bir kültürden diğerine değişmektedir. Bazıları yaratıcılığı desteklediği gibi bazıları engellemektedir. Oyunun sadece çocuklar için olduğunun düşünülmesi kültürel engellere örnek olabilir.
  • Geçmiş yaşantıların (alışkanlıkların) etkisi: Öğrenme sonucu oluşan ve sürekli tekrarlanan alışkanlıklarımız ve karşılaştığımız her problemi bu alışkanlıklara uygun şekilde çözmeye yönelmemiz farklı çözüm yollarını görmemize, hayal gücümüzü kullanmamıza engel olabilir.
  • İşleve takılma: Nesneleri, belli işlevlerinin dışında kullanamamaktır. Kek hamuru kek yapmak içindir, onunla oyun oynanmaz. Ataç, kağıtları birbirine iliştirmek için kullanılır. Atacın bu işlevine takıldığımızda onu başka işlerde kullanamayız. Örneğin ondan bir kolye yapmayı düşünemeyiz.
  • Algısal engeller: Bir probleme yaratıcı çözümler getirebilmek için problemin bütün unsurlarının tam bir şekilde algılanması gerekir. Örneğin bir problemde gizlenmiş bir nokta varsa ve bu algılanamıyorsa problem çözülemez.

Gestalt Kuram Konu Anlatım Videosu

Gestalt Kuram Soru Çözüm Videosu

Gestalt Dışındaki Bazı Algılama Kuralları

Aşağıdan Yukarıya (özellik analizi) ve Yukarıdan Aşağıya İşleme: Tanıma sürecinin bir örüntünün parçaları ile başladığı düşüncesi aşağıdan yukarıya işleme olarak adlandırılır. Tanıma süreci bir örüntünün bütününden başlayıp parçalara gidiyorsa bu kez yukarıdan aşağıya işleme adını alır.

Şablon Eşleştirme: Şablon, içsel bir yapıyı temsil etmektedir. Duyu organları yoluyla beyne ulaşan veri, beynimizde var olan şablonla eşleştiği zaman tanıma gerçekleşmektedir. Bu yöntemin eleştirilen en önemli yanı, duyu organları ile beynimize ulaşan veri ile, beynimizde var olan şablon arasındaki en ufak farklılıkta tanımanın gerçekleşmeyeceği düşüncesidir.

Geon Teori: Tanımanın gerçekleşmesi için milyonlarca farklı biçim gerektiğini düşünen şablon eşleştirme modeline bir alternatif olarak geliştirilen geon teori, insanın bilgi işleme sisteminde her türlü kompleks şekle uygulanabilen sınırlı sayıda basit geometrik örneklere sahip olduğunu düşünmektedir.

Alan Kuramı – Kurt Lewin

            Günümüzdeki grup yaşantısı ile çok sayıda kurama temel olan grup dinamiği kavramını ilk kez tanıtan kişidir. İnsanların davranışları o anda yaşanılan birçok psikolojik durumdan etkilenmektedir. Bu psikolojik durum insanın aç olması, hasta olması, mutlu olması, bir miktar paraya sahip olması vb. olabilir. Lewin, bu psikolojik olguların kişinin yaşam alanını oluşturduğunu söylemektedir. Yaşam alanı, bir bireyin belirli bir zamandaki davranışlarını etkileyen olguların ya da gerçeklerin toplamıdır. İnsanı etkileme olasılığı bulunan geçmiş, şu an ve geleceğe ilişkin tüm olaylardan meydana gelir. Ancak geçmişteki olaylar doğrudan yaşam alanı içerisinde yer almaz. Sadece o andaki davranışların yansımasıyla yaşam alanının içerisine girer.

            Lewin’in çalışmaları gestalt yönelimlidir. Ancak geştalt kuramcıları genellikle algı ve öğrenme üzerinde dururken, Lewin ihtiyaçlar, kişilik ve sosyal faktörler üzerinde durmuştur. Kurumanın dört temel değişkeni şöyledir:

  1. Bilişsel yapıdaki değişmeler, algılama (anlama) düzeyinin gelişmesi,
  2. Güdülenme süreci, ilgi ve istekli olma,
  3. Düşünce sistemindeki değişmeler, özümleme ve uyum sağlama faaliyetleri ile bilişsel yapının güçlendirilmesi,
  4. Denetimli yeteneklerin gelişimi, öğrenme isteği ve bilinçliliğinin artması.

Bu kurama göre öğrencilere uygun pekiştirme işlemleri yapılmalıdır. Öğretmenler, öğrencilerin algılamasını ve kavramasını kolaylaştıracak öğretim sürecini planlamalıdır. Öğrenci, öğretme – öğrenme sürecine aktif olarak katılmalı, yaratıcı düşünme, eleştirel düşünme ve etkin öğrenme yeteneklerini geliştirmelidir. Her öğrencinin ilgi, yetenek ve kişilik özellikleri bakımından birey ve değer olduğu kabul edilmelidir.

Lewin’in ”karatahta psikolojisi” olarak adlandırdığı yapı, psikolojik fenomenlerin tüm şekillerini gösteren karmaşık diyagramlardan oluşur. Ona göre her bireyin yaşam alanlarındaki nesnelerle ilgili olumlu veya olumsuz değerleri (valans) vardır. Bireyin ihtiyacını karşılayan, çekici gelen şeyler olumlu valansa sahipken, tehdit edici unsurlar olumsuz valansa sahiptir.

Donma Etkisi (Freezing): K. Lewin’in (1947), karar verme etkinliğinin sonuçlarını belirtmek üzere ortaya attığı bu kavram, insanların ‘onlara kendi kararları gibi görünen şeylere katılma ve bu kararlara uygun davranma eğilimi gösterdikleri’ varsayımına dayanmaktadır. Örneğin, akşam dışarıda eğlenmek için pek çok seçeneğe sahip olan bir aile, içlerinden birinin X konserine bedava bileti olduğu için öncelikli seçeneklerinden vazgeçebilir.

Gestalt Kuramın Eğitim Açısından Doğurguları

Öğretmen, dönem başında öğrenciye önce bütün olarak dersin temel çerçevesini, organize edilmiş anlamlı bir bütünlük içinde vermeli, gözden geçirmeli, daha sonra ayrıntıya inmelidir.

Dersin başında, o ünitede öğrenileceklerin yani ünitenin ana hatlarının organik bir bütünlük içinde gözden geçirilmesi ve ardından ünitenin öğeleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi öğrencinin üniteyi kolaylıkla algılamasına ve belleğinde örgütlemesine yardım edecektir.

Davranışın belirleyicisi olarak coğrafi çevreden çok, davranışsal çevrenin yani psikolojik gerçekliğin etkili olduğu inancı vardır. Bu durumda, öğrencinin inançları, değerleri, ihtiyaçları, tutumları, öğretme – öğrenme ortamındaki fiziksel uyarıcıları anlamlandırmasında önemli bir etkiye sahiptir. Diğer bir deyişle, dış koşullar öğrencinin iç koşullarına göre anlam kazanmaktadır. Bu nedenle, öğretmenlerin eğitim durumlarını öğrencinin ihtiyaçlarına cevap verecek, değerleriyle ters düşmeyecek, tutumlarını olumlu hale getirecek şekilde düzenlemeleri gerekmektedir.

Gestalt psikolojinin eğitime yaptığı en önemli katkılardan biri içgörüsel problem çözme ve üretici düşünme uygulamalarıdır. İçgörüsel problem çözme davranışının kazandırılabilmesi için, öğrencinin problemin bütün öğeleriyle karşılaştırılması gerekir. Yani problem ve çözümü için gerekli öğeler öğrenciye verilmelidir. Ayrıca öğrencinin içgörüsel problem çözmesi için uzunca bir ön çözüm dönemine ihtiyaç vardır. Bu nedenle öğretmen, öğrencinin problemle ilgili yeni bilgi araştırması, problemi yeniden kurması, olası çözüm yollarını geliştirip bilişsel olarak denemesi için yeterli zamanı vermelidir. Öğretmenin öğretme – öğrenme sürecinde yaptıracağı anlamaya dayalı tekrarlar, öğrenilenlerin tam hale gelmesini sağlayacaktır. Gestaltçılar için transfer önemlidir. Öğretmen, öğrenilenlerin farklı durumlarda anlamlı bir şekilde kullanılmasını sağlamak için öğrencileri, alışılmamış problemlerle karşılaştıracak ödevler vermeli, uygulamalar yaptırmalıdır.

Gestalt Kuram Konu Anlatım Videosu

Gestalt Kuram Soru Çözüm Videosu

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here