İnsancıl Öğrenme Kuramları

Aslında bilişsel yaklaşım içinde değerlendirilmektedir.

  • İnsan doğuştan iyidir, ihtiyaçları zamanında ve uygun şekilde karşılandığı takdirde iyi olma tabiatını sürdürecektir.
  • İnsan biriciktir. Her birey kendine özgü bir gelişim çizgisi gösterir.
  • İnsanın nihai amacı kendini gerçekleştirmedir.
  • Eğitimin temel amacı bireylerde olumlu benlik algısı geliştirmek olmalıdır.
  • Ne öğreneceğine insan kendisi karar vermelidir.
  • Güvenli bir sınıf ortamında herkes öğrenebilir. Bu sınıf ortamının özellikleri koşulsuz kabul, bireye saygı ve empatidir.
  • Öğrenciler yeteneklerine ve ilgilerine göre bir eğitim görmeli, öğrenci bundan dolayı yargılanmamalıdır.
  • Ahlak gelişimi esas alınmalıdır.

Yapılandırmacı Öğrenme Kuramı

En son ve en çağdaş kuram olarak ortaya çıkmaktadır. Temelinde pragmatik felsefe ve ilerlemecilik eğitim felsefesi vardır.

  • Yaşam sürekli değişmektedir. Bu nedenle bilgi de  sürekli olarak kendini yapılandırmak zorundadır.
  • Bir dakika önce öğrendiklerimizi aynı olgu, olay ve nesne için  bir dakika sonra kullanamayız. Çünkü hem nesne, olay, olgu hem de insan değişmiştir.
  • Değişen bir gerçekte, mutlak ve değişmez bir doğru olamaz.
  • Bilgi hazır olarak alınmaz, bizzat bireyin kendisi tarafından oluşturulur, yapılandırılır.
  • Her insan bir diğerinden farklıdır ve yaşamı farklı değerlendirir. Bu nedenle herkes için geçerli tek bir öğrenme yolu yoktur.
  • Eğitim yaşam boyudur. Sadece okulla sınırlı değildir.
  • Eğitimde önemli olan bilgi değil bilgiyi edinme yoludur. Yani öğrenmeyi öğrenmedir.

Psikolojik Tepkisellik Kuramı

Bu yaklaşıma göre, insanlar kendilerine keyfi olarak yapılan müdahaleleri ve kısıtlamaları özgürlüklerine karşı bir tehdit olarak algılarlar ve tepki gösterirler. İnsanlar özerklik ve özgürlük duygusunu kısıtlamaya yönelik girişimlere karşı içerlemeyle ya da düşmanlıkla tepki verirler. Dolayısıyla psikolojik tepkisellik bireyin direncini kuvvetlendirir. Özellikle toplumsal direniş davranışlarını yasaklamanın doğurduğu etkileri açıklamak için geliştirilmiş bir kavramdır.

Fritz Heider – Atfetme (Yükleme) Kuramı

            Bütün insanlarda iki temel güdü vardır. Bunlar çevremizdeki dünyaya ilişkin tutarlı parçaları birbirine uyuşan bir görüş oluşturma ve çevremizi kontrol etme güdüleridir. Bu güdülerden her birini doyurmanın gereklerinden biri insanların nasıl davranacaklarını kestirebilme yeteneğidir. Eğer insanların nasıl davranacaklarını kestiremezsek bizi çevreleyen dünyaya ilişkin görüşümüz rastlantısal, şaşırtıcı, tutarsız ve düzensiz olur. Çevremizde olup bitecekleri kestirebilmek ve kontrol edebilmek için başka insanların kişisel eğilimlerine ilişkin her türden yargıda bulunmaya gereksinimimiz vardır.

Ross – Temel Yükleme (Atıf) Hatası

            Bireyler kendileri ve başkaları hakkında yorumda bulunurken farklı davranırlar. Olumsuz bir davranışı kendimiz gerçekleştirdiğimizde sebebini anlık – durumsal faktörlere bağlarken çevremizdeki bir kişi gerçekleştirdiğinde onun kişilik, mizaç gibi özelliklerinden kaynaklandığını düşünürüz. Olumlu bir davranışı kendimiz gerçekleştirdiğimizde sebebini kişilik, mizaç gibi özelliklerimizden kaynaklandığını düşünürken çevremizdeki bir kişi gerçekleştirdiğinde anlık – durumsal faktörlere bağlarız.

Kişinin, kendisi ve başkası hakkında yaptığı yüklemeler arasında oluşan farkın iki kaynağı vardır: İlk olarak, kendimiz hakkında oldukça geniş bilgiye sahip olduğumuz için belirli bir durum hakkında daha sağlıklı karar veririz. Öte yandan, başkalarının davranışlarını dıştan gözlediğimiz için, onlara dair kararlarımız daha yüzeysel bilgilere dayanır. Örneğin bir lokanta sahibi, bir çalışan bulaşık yıkarken tabağı kırdığında “Amma beceriksiz, iş bilmiyor, sakar” der. Ancak tabağı kendi kırdığında “yanlışlıkla elinden kaydığını” belirtir. Yükleme hataları farklı şekillerde karşımıza çıkabilir.

Bir kişinin öne çıkan, beğenilen tek bir özelliği nedeniyle genel anlamda olumlu kabul edilmesine halo etkisi denir. Bu durumun tersi olan horn etkisinde ise bir kişinin beğenilmeyen tek bir özelliğinden yola çıkarak genel anlamda olumsuz olarak kabul edilmesidir. Bir kişiyle ilgili izlenim oluştururken bu kişi hakkındaki ilk bilgilerimizin sonraki bilgilerden daha fazla ağırlık taşımasıdır. Bu hata ise öncelik etkisi ya da ilk izlenim etkisi olarak adlandırılır.

H. Kelley – Birlikte Değişim (Kovaryasyon) Teorisi

            İnsanlar belli bir etkinin, belli bir nedenle, farklı durumlarda da bir arada olup olmadığını görmeye çalışırlar. Bir şeyin bir davranışın nedeni olması için davranış gerçekleştiğinde var olması, gerçekleşmediğinde de var olmaması gerekir. Kelley nedensel yüklemelerimizi yaparken başvurduğumuz üç tip bilgiden bahseder: Tutarlılık, ayırt edicilik ve fikir birliği.

Leon Festinger – Sosyal Karşılaştırma ve Bilişsel Çelişki Kuramı

            İnsanlar kendi görüş ve yeteneklerini değerlendirme ihtiyacı içindedirler. Bunun için kendi görüş ve yeteneklerini başka insanların görüş ve yetenekleriyle karşılaştırırlar. Bireyler yapmış oldukları bu karşılaştırmadan yola çıkarak kendileri hakkında bilgilerini, değer yargılarını oluştururlar. Bu karşılaştırma gruplar arasında değil kişiler arasındadır.

İnsanlar karşılaştırmalı değerlendirmeler yaparken kendi gelecekleriyle ilgili, çoğunlukla gerçekçi olmayan iyimserlik sergilerler. Hatta karşılaştırma yapmak için seçtikleri insanlar ister hiç tanımadıkları bir kişi isterse yakın bir arkadaşları olsun bu tutumları değişmemektedir. Bu duruma aşağı doğru karşılaştırma denir. Bireyin yapmış olduğu karşılaştırma sonucunda kendisi ve diğer kişi arasındaki farkın aleyhine olması halinde karşılaştırma yapmaktan kaçındığını belirtmiştir.

Festinger kendimiz ve çevremizdeki kişiler için aynı duruma farklı tepkilerde bulunmamızı “zihinsel uyumsuzluk” şeklinde açıklamaktadır. Ona göre bireyler kendilerine zarar verebilecek duyguları engellemek için kendilerini haklı gösterecek gerekçeler oluşturmaktadır.

Bu kurama göre bireyi sahip olduğu bir inanç, bilgi ya da tutum yine o bireyin sahip olduğu bir başka inanç, bilgi ya da tutumun tersini gerektirirse, bu iki inanç, bilgi ya da tutum arasında çelişki meydana gelir. Birbiriyle çatışan tutumlar birey zerinde gerilime yol açar, rahatsızlık duygusu oluşturur. Birey bu rahatsızlıktan kurtulmak için tutum değiştirir. Çelişki giderildikten sonra bilişsel uyum oluşur ve bireyin o konudaki gerginliği ortadan kalkar ve huzura kavuşur. Bu bilişsel çelişki, bireyin sürekli düşünme, araştırma ve değişmesinin temelinde yatan ana güdüdür. Festinger, herhangi bir durumda bireyin tecrübe ettiği bilişsel çelişkiyi, söz konusu çelişen bilgilerin sayısının ve öneminin, uyuşan bilgilerin sayısına ve önemine oranı olarak ele alır. Yani bilişsel çelişki ne kadar güçlü ise, bireyin bu çelişkiden kurtulmak için ortaya koyacağı performans da o derecede yüksek olacaktır.

Sosyal Öğrenme Teorisi – Julian Rotter

            Bandura’da olduğu gibi bireyin içsel – öznel deneyimlerini kabul eden, bilişsel bir yaklaşım ortaya koymuştur. Rotter’a göre davranışlarımızın birçoğu öznel deneyimler sonucunda değil, sosyal deneyimler sonucunda oluşmaktadır. Dört bilişsel ilke davranışsal sonuçları belirlemektedir:

  1. Davranışımızın sonucu hakkında, o davranışı izlemesi muhtemel pekiştirmenin türü ve miktarı açısından öznel beklentilerimiz vardır.
  2. Belirli bir şekilde davranmanın belli bir pekiştirmeye sebep olacağı ihtimalini hesaplarız ve davranışımız o doğrultuda ayarlarız.
  3. Farklı pekiştiricilere farklı değerler veririz ve bunların farklı ortamdaki göreli değerini göz önüne alırız.
  4. Birey olarak bize has farklı psikolojik çevrelerde yaşamamız sebebiyle, aynı pekiştirici farklı insanlar için farklı anlamlar ifade edebilir.

Kısaca Rotter, dışsal uyarıcılar ve pekiştirmenin davranışlarımızı etkileyebileceğini kabul etmiştir. Ancak bu etkinin yönü ve etki derecesinin yine bilişsel faktörler tarafından belirlendiğini belirtmiştir. Bunun yanında pekiştirmenin kaynağı da önemlidir. İçsel denetim odağına sahip bireyler gerek fiziksel gerekse ruhsal açıdan daha sağlıklıdır. Yaşamlarını kendilerinin kontrol ettiğine, yapacakları seçimlerin sonraki süreçlerini belirleyeceğine inanırlar. Bu kişilerin sosyal ilişkileri oldukça gelişmiştir. Kendilerine olan saygıları gelişmiştir. Dışsal denetim odağına sahip bireyler yeteneklerinin, davranışlarının çok az şeyi değiştirebileceğini düşünürler. Birçok şeyi şans, kader, kısmet gibi dışsal faktörlere bağlarlar. Kendilerine olan saygıları düşüktür.

İnsancıl (Hümanist) Kuram

İnsancıl kuramcılar, insanın hayvanlar gibi basit yapılara sahip olmayan, karmaşık süreçleri kendi içinde barındıran bir varlık olduğunu düşünmektedir. Bu yaklaşımı ilk olarak ortaya atan Maslow’dur. Combs, Rogers ve Kohlberg önemli savunucularıdır.

Kendimizle ilgili bütün düşünceler, algılamalar, duygular ve değerlendirmelerin tümü benlik kavramını (benlik bilinci) oluşturur. Bireyin gerçek benliği özben, ideal benliği ise benlik tasarımı olarak da belirtilir. Bireyin yeme, içme, cinsel gereksinimler gibi içsel yaşantıları özbeni oluşturur. Birey, kendisini başarılı görüyorsa başarılı olur. İyi ve geçimli görüyorsa iyi ve geçimli olabilecek davranışlar arar.

Ayna teorisi: Bireyin kendisini algılayışı başkalarının kendisini nasıl algıladığına bağlıdır. Yani bireyin kendisine ilişkin benlik algısı, başkalarının onu nasıl gördüğüne ilişkin algısına göre değişir. Bu nedenle çocuklara kötü davranmamalı ve kötü ifadeler (tembel, geri zekalı, aptal vb.) kullanılmamalıdır.

  1. Öğrenci merkezli eğitim yapılmalıdır.
  2. Öğrencinin kendini algılayış biçimi önemlidir.
  3. Öğrenme aktif ve öğrenci sorumluluğuna bağlı olarak özgür ortamlarda yapılmalıdır.
  4. Öğrenciler yeteneklerine ve ilgilerine göre eğitilmelidirler.
  5. Öğrenmede tehdit ve hata yapma korkusu bulunmamalıdır.
  6. Güvenli bir sınıf ortamında vazgeçilmez üç temel nitelik vardır. Bunlar saygı, empati ve dürüstlüktür.
  7. Öğrenci değerli ve önemlidir. Ne öğreneceğine birey kendisi karar vermelidir.
  8. Eğitim, benlik tasarımını oluşturmada öğrenciye destek olmalıdır.
  9. Ahlaki değerler, bu adın verildiği bir derste değil, tüm derslerin içerisine serpiştirilmelidir.
  10. İnsanın doğuştan iyi olduğunu ve dünyaya belli donanımlar ile geldiğini, eğer uygun ortam hazırlanırsa her bireyin bu gizil güçlerini açığa çıkarabileceğini savunur.
  11. İnsanda doğal bir öğrenme isteği vardır.
  12. Öğrenilen konu ancak öğrencilerin ihtiyaçlarına ve amaçlarına uygun olarak algılandığında anlamlı bir öğrenme gerçekleştirilir.
  13. Toplumsal olarak yararlı öğrenme, öğrenme süreci hakkındaki öğrenmedir yani önemli olan, öğrenmeyi öğrenmektir.