Gelişim Psikolojisi Konu Anlatım Videoları

Gelişim Psikolojisi KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videoları

Erich Fromm – İnsancıl Yaklaşım

            Psikanalitik yaklaşımı benimsemiştir. Aynı zamanda üretim ve yönetim ilişkileri gibi toplumsal süreçler üzerine odaklanan görüşleri de vardır. Fromm, geleneksel yaklaşımlardaki gibi insanın doğasının olumsuz olduğuna inanmaz. Yani insanın olumsuz güdülere sahip olarak doğduğunu düşünmemektedir. Ona göre insanın davranışlarını içinde bulunduğu toplumsal koşullar şekillendirir. Bu nedenle davranış bozukluklarının nedenleri, insanın öznel varlığını hiçe sayarak onu nesneleştiren hatta “şey”leştiren sosyal ekonomik ilişkilerde aranmalıdır. İnsan, Pazar ilişkileri içinde bir üretim girdisi haline indirgenerek anlamlı varoluşunu tanımlayan özgürlüğünü yitirmiştir. Çünkü çağdaş toplumun özü maksimum üretim, sınırsız bencillik ve kardır. Fromm’a göre davranış bozuklukları hasta toplumun ürünüdür. “Olmaktan çok sahip olmaya” önem verilen bir toplumsal yapı içinde dört patolojik kişilik özelliği gelişmektedir.

  1. Alıcı karakterli bireyler, devamlı surette diğer kişilerin destek ve yardımını bekleyen kişilerdir. Çoğu zaman kendi başlarına kaldıklarında yalnız ve çaresizdirler. Güvenlik duygularını bağımlı oldukları kişilerden alırlar. Genellikle acımasız ve bencildirler. Yaşadıkları gerilimden kurtulmak için aşırı yemek yeme ve mal edinme gereksinimi duyarlar. Fromm’un “açıkağız” dediği bu tür insanlar, tüketim toplumunun en karakteristik örnekleridirler. Freud’un oral – edilgen karakterine benzer.
  2. Sömürücü karaktere sahip bireyler, davranışını “istediğimi alırım” ilkesine göre şekillendirir. Başka insanları sömürerek elde ettiklerini, üreterek kazandıklarından daha değerli görürler. Sürekli olarak kendileri ve diğer insanlarla mücadele halindedirler.
  3. İstifçi (biriktirici) karaktere sahip bireyler, Freud’un anal karakter tanımına benzer. Harcama yapmak ürkütücüdür çünkü insan sahip olduğu mal mülk kadardır.
  4. Pazarlayıcı karaktere sahip birey, insani niteliklere önem vermez. Onlara göre her şey pazarda alınıp satılabilir. Başarılı olma, insanın kendisini satabilme gücüne eşittir. Bu karakterdeki kişiler için önemli olan, arzulanan şeye ulaşmaktır. Bu sırada izlenen yöntemin ahlaka uygun olması zorunlu değildir.

Carl Gustav Jung – Analitik Psikoloji

         Freud gibi bilinçdışının önemini kabul eder. Ona göre kişilik yapısı ego, kişisel bilinçdışı ve ortak bilinçdışı olmak üzere üç bölümden oluşur. Ego, kişiliğin bilinçli ve bilinçsiz güçlerinin birleştiği kısımdır ve bilinçle aynı anlama gelir Kişisel bilinçdışı, bilinçli olmayan ancak uğraşıldığında kolaylıkla bilinç seviyesine çıkartılabilen kişisel yaşantıları barındıran kısımdır. Ortak (kollektif) bilinçdışı ise kişilik yapısının atalarımızdan aldığımız kalıtsal mirasıdır ve her zaman bilinçsizdir. Tüm insanlar tarafından paylaşılır ve biyolojik kalıtımın bir parçasıdır. Freud’a göre id’le ilgili olan şeylerin depolandığı alan olan bilinç dışı Jung’a göre yaratıcılığın kaynağıdır ve bilgeliği temsil eder.

Ortak bilinçdışı, atalarımızın yaşadığı korku, hüzün, sevinç gibi duygular ile ilgili ortak sembolleri barındırır. Bu sembollere arketip denir. Jung bu sayede psişe’yi (kişilik yapısının tamamı) evrim tarihine yerleştirmiştir. Ona göre atalarımızın tüm yaşamları zihnimizde ortak bilinç dışında saklıdır. Ayrıca insanlar içinde bulunduğu koşulların kendisinden beklediği rollere uygun davranma ihtiyacı duyarlar. Hatta bir süre sonra kişi kendisini bu beklentilere öylesine uydurur ki asıl kimliğinin bu olduğunu sanır. Bu durum persona kavramı ile açıklanır.

İnsanlar atalarından aktarılan algılama, hissetme, düşünme ve davranış eğilimleri ile bazı gizil güçleri kazanırlar. Irkların özelliklerini taşıyan, kalıtımsal olan ve genler yoluyla nesillerden nesillere aktarılan bu kavrama ırksal bilinçdışı adını vermiştir.

Jung, kişiliğin dinamik bir işleyişi olduğunu savunur. Bu dinamik yapı üç temel ilkeye göre iyşlemektedir:

  1. Karşıtların birliği: her arzu, güdü, istek, tersini de meydana getirir (gece – gündüz, doğum – ölüm).
    1. Eşdeğerlik: Karşıtların oluşturduğu enerji karşıt her iki yana da eşit olarak dağıtılır.
    1. Entropi: Karşıtlar birleşme, bütünleşme eğilimindedir.

Bilinçli yada bilinç dışı tüm duygu ve düşünceler kişiliğin kapsamındadır. Kişilik gelişimini daha çok kalıtsal temellerle açıklar ve kişilik gelişiminde amacın benliğin oluşumu olduğunu vurgular. Kişilik daha çok geleceğe, ilerlemeye ve kendini tamamlamaya yönelen faaliyetlerle oluşur. Jung, kişiliği dört boyutta inceler:

  1. Dışa dönüklük – içe dönüklük: Bireyleri referans kaynaklarına bakarak ikiye ayırmak mümkündür. Bireyler iç dünyalarını referans alıyorlarsa içe dönük, dışlarında kalan dünyayı referans alıyorlarsa dışa dönüktürler. Dışa dönük bireyler atılgan ve sosyaldirler. Sürekli diğer insanlarla bağlantı içindedirler. Çabucak karar verip hemen uygulamaya geçerler. Duygusal problemlerini diğer kişilerle rahatlıkla konuşabilen kişilerdir. Dikkatleri dış dünyaya odaklanmıştır. İçedönük bireyler ise utangaç, yalnız başına kalmaktan hoşlanan, duygusal, çatışma durumlarında kendi içlerine kapanan ve içsel yaşantıları ile çok ilgilenen kişilerdir. Dikkatleri içe yönelmiştir ve çok sabırlıdırlar.
  1. Duygu ve sezgi: Kişilik boyutu olarak duygu ve sezgi, bireyin hem iç hem de fikir dünyasını içeren bilgiye güvenmeyi gösteren boyuttur.
  2. Düşünme ve hissetme: Hem dışsal standartları hem de içsel değerleri bir arada kullanarak bilgiyi değerlendirme tercihini gösteren bir boyuttur.
  3. Yargılama ve anlama: Bu kişilik boyutu bilgi arayışının dışsal çevreye yönelik tutumunu tanımlar.

Jung aynı zamanda insanların içe dönük (sıkılgan, şüpheci kişilik) ve dışa dönük (aktif ve güvenli kişilik) yönelimlerle dünyaya geldiklerini savunur. Buna göre kişiliğin gelişiminde sosyo-kültürel-biyolojik alt yapı ve sosyal etkileşim belirleyicidir iddiasını ileri sürer.

Alfred Adler – Bireysel Psikoloji

            Adler, Freud’la birlikte çalışmış fakat daha sonra ondan ayrılarak kendi çalışmalarını yürütmüştür. Adler, bireysel psikoloji kuramında, Freud’un, bireyin doğuştan var olan içgüdülerinden güdülendiği görüşüne karşı çıkarak bireyi toplumsal etmenlerin güdülediğini savunmuştur. Adler’e göre birey sosyal bir varlıktır ve diğer bireylerle ilişki kurmak arayışındadır. Birey kendinden çok, topluma yönelik olarak yaşamalıdır. Birey bilinçli bir varlıktır ve hedeflerin bilinçli olarak ulaşmak ister. Bireyin davranışlarının arkasındaki yönetici güç “üstünlük ve başatlık” içgüdüsüdür. Birey çevreyi denetimi altına almaya ve hükmetmeye çalışır. Bu içgüdü herhangi bir şekilde engellendiğinde ise birey “yetersizlik” ya da “aşağılık” kaygısı içine girer. İnsanın varoluşunda eksiklik (aşağılık) duygusu vardır. Birey yetersizliğinden ve çevreye olan bağımlılığından dolayı çaresizlik yaşar. Bu nedenle çevreye ve diğer insanlara gücünü ispatlamak ve üstünlük kurmak ister. Sürekli kusursuzluk arar ve üstünlük çabası gösterir. Birey, eksiklik ve yetersizlik karmaşasından kurtulmak, üstünlük ve mükemmelliğe erişmek için bilinçli eylemlerde bulunur.

            Adler’e göre kişilik yapısı, aşağılık duygusu ile üstünlük arzusu arasındaki ilişkiye göre şekillenmektedir. Burada üç durum karşımıza çıkar:

  • Aşağılık duygusu, üstünlük arzusuyla giderilir ve sağlıklı kişilik gelişimi ortaya çıkar.
    • Aşağılık duygusu, üstünlük arzusuyla giderilemez ve yaşam boyu devam eden eziklik hissi ortaya çıkar.
    • Abartılmış üstünlük arzusu nedeniyle benlik imajı bozulur.

Adler’e göre doğum sırası da kişilik özelliklerini etkilemektedir. Ona göre en büyük çocuk (ilk çocuk) liderlik özellikleri gösterir. Ancak ikinci çocuğun doğmasıyla birlikte “tacını kaybetmiş kral” gibi tahtlarından inerler. Otoritelerini koruyabilmek için kardeşlerine basık yaparlar. Yaşamları boyunca kardeşlerinin doğal liderleridirler. Ebeveynlerinin eleştiri oklarını sürekli üzerlerine çekerler. Başarı ve yeterliğe güdülenmişlerdir, rekabetçidirler. Adler, katil ruhlu kişilerin genellikle ilk çocuklar olduğunu belirtmiştir. Ortanca çocuk (ikinci çocuk), en büyük çocuğun otoritesine karşı meydan okurlar. Bu durum asi, isyankar kişilik özellikleri geliştirmelerine yol açar. Eğer yenilgiyi kabul ederlerse bu kez çekingen ve silik karakterler oluşturabilirler. En küçük çocuklar (son çocuk), üzerlerinde yoğun bir ilgi olduğu için şımarık, benmerkezci yapıya bürünebilirler. Ancak diğer kardeşleri üstün başarılara sahipse benzeri başarılar kendilerinden de beklenebileceği için yetersizlik duygusu geliştirebilirler. Tek çocuklar ise sürekli el üstünde tutulur, anne babaları tarafından özel bir koruma altındadır ve şımartılırlar. Bu nedenle çoğunlukla bağımlı ve mücadeleden uzaktırlar. Toplumsal davranışları yeteri kadar gelişmez.

Harry Stack Sullivan

            Kalıtım ve olgunlaşmanın kişilik gelişimi üzerindeki önemini kabul etmekle birlikte sosyal etkileşimin kişilik gelişimindeki en önemli faktör olduğunu belirtir. Kişiliği, insan hayatını nitelendiren devamlı tekrarlanan, bireyler arası etkileşimin bir ürünü olarak tanımlar.

Heinz Hartmann

            Ego kuramcısı olarak da bilinir. Ego kuramcılarına göre ege, id ve süper ego arasında bir uzlaştırıcı değildir. Ego, bağımsız fonksiyonları olan, gerçekçi ilkelere uygun ve organizmayı çevreyle etkileşimin en etkili olduğu duruma getiren bir sistemdir. Egonun görevi çatışmasız olan çevreye uyumda öğrenmeyi ve zeka gelişimin sağlayarak bu yolla kişilik gelişimine de katkı sağlamaktır.

Karen Horney

İnsanın davranışlarını, kendisinde bulunan temel kaygı ve bunalımlar şekillendirmektedir. Kişiliğin temel ögesi endişe ve korkudur. Buna temel anksiyete adını vermiştir. Horney’e göre bireyler arasındaki davranış farklılıklarının kaynağı aile içi ilişkiler ve sosyo-kültürel etmenlerdir. Bebek dünyaya geldiğinde aciz bir varlıktır ve düşmanlık dolu bir dünyada korumasızdır. Bu bunalımı çözebilmek için çeşitli yollar dener. Hınç alma veya aşırı itaatkar olma gibi. Denenen bu stratejilerden birisi sabitlik kazanarak zaman içinde kişiliğin belirleyici faktörü olur. Kişilik gelişiminde üç tip davranış örüntüsü görülür:

  • İnsanlara yönelme: Diğer insanlar tarafından kabul edilme ve sevilme durumudur.
    • İnsanlara karşı olma: İnsanlara düşmanca davranma ve onların zayıf yönlerinden yararlanma eğilimidir.
    • İnsanlardan uzaklaşma: Sosyal etkileşimden uzaklaşma ve gizliliği tercih etme yönünde davranmadır.

Horney’e göre sağlıklı kişilik bu üç davranış örüntüsünde, ortama ve koşullara göre gelişir. Nevrotik kişiler ise bu üçünden birine sığınır ve yaşam biçimi olarak kullanır.

Gelişim Psikolojisi Konu Anlatım Videoları

Gelişim Psikolojisi KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videoları

Robert Kegan

            İnsanı, kendi gerçekliğini oluşturan bir varlık olarak görmektedir. Bu kuramda anlam oluşturma önemli bir yer tutar. Bireylerin kendi deneyimlerini ve diğer bireylerle ilişkilerinin nasıl bilincinde olduklarını açıklamaya çalışır. Kegan’a göre yaşanılan olayın kendisi tek başına bir anlam ifade etmez. Olay ile bireyin bu olaya karşı tepkisinin etkileşimi sayesinde olay anlam kazanır. İki temel durum insanları devamlı şekilde etkilemektedir. Birincisi bir grubun içinde yer almak ve üyesi olmak, ikincisi de bu gruptan bağımsız olarak hareket etmektir. Modelinde 6 bilinç dönemi tanımlamıştır.

  1. Katılım dönemi (0 – 2 yaş): Çocuk kendisini çevreden ayırt edemez. “Ben çevreyim, çevre de benim” düşüncesi vardır. Bireyin duyuları ve refleksif hareketleri bu dönemin önemli belirleyicileridir. Kurulması gereken denge çevrenin bağlanmayı sağlayıcı tutumu ile buna karşın bebeğin bağımsızlık isteği arasındadır.
  2. Tepkisel dönem (3 – 6 yaş): Çocuk daha hızlı hareket etmeye ve çevresini incelemeye başlar. “Ben tepkilerimden ibaretim” düşüncesi hakimdir. Çevresiyle kendi sınırlarını net bir şekilde ayırır. Ailesi içinde bir birey olarak kimlik geliştirmeye başlar, sosyalleşme süreci hız kazanır. Bu aşamada mantıklı ve bilinçli davranışlarda bulunamaz, hareketleri daha çok tepkisel düzeydedir. Davranışlarına duyguları yön verir ve benmerkezci davranır.
  3. Hükmetme dönemi (7 – 12 yaş): Çocuk aileden belli zamanlarda ayrılarak okula gitmeye başlar. “Benim ihtiyaçlarım beni belirler” düşüncesi hakimdir. Mantıklı düşünme başladığından çevresindeki sosyal olaylarla ilgili neden sonuç ilişkileri kurabilir. Böylece çocuk istediği sonuçlara ulaşabilmek için kendi davranışlarını kontrol etmeye başlar ve çevresine hükmeder. “Siz benim isteklerimi yaparsanız ben de sizin isteklerinizi yaparım” anlayışı hakimdir.
  4. Kişilerarası ilişkiler dönemi (13 – 18 yaş): Birey benmerkezci düşünce yapısından uzaklaşmıştır ve çevresindeki kişilerin de kendilerine özgü olarak bir gerçekliğinin bulunduğunu kavrar. Ergenlik döneminde özellikle çevrenin birey hakkında ne düşündüğü, onu nasıl değerlendirdiği önem kazanır. Akran grupları belirleyicidir. “Sen benim aynamsın” düşüncesi hakimdir.
  5. Geleneksel dönem (19 – 30 yaş): Kimlik olgunluğuna sahip olarak hareket edebilir. “Ben” bu dönemin ifadesidir. Kişisel özerklik, kendi kendini şekillendirme ve bilinçli bir kimlik gelişimi bu dönemin özellikleridir. Bireyin davranışlarının üzerinde toplumun, meslektaşlarının ve katıldığı grupların etkisi vardır. Bu dönemde içsel denetime sahip olma ve kişisel motivasyona karşı bağımsız kimlik sahibi olmak arasında denge kurulmalıdır.
  6. Bütünleşme dönemi (31 ve üstü yaş): Sosyal olarak kişi sahip olduğu güveni kendi kişisel sınırlarının dışına çıkararak başka yetişkin ile yakın ilişki kurar. Eşler bu dönemde en önemli kişilerdir. “Ben sadece mesleğimdeki rollerim, kariyerim ve işimden ibaret değilim” düşüncesi hakimdir. Yakın ilişki kurma ve yalnızlık arasında denge kurulması gereken dönemdir.

Kişiliğe Ayırıcı Özellik Yaklaşımı

            Ayırıcı özellik, bir insanın belirli kişilik özelliğini ne derecede gösterdiğine göre kişiyi sınıflandıran bir kişilik boyutudur. İki önemli varsayım üzerinde durur. Birincisi kişilik özelliklerinin zaman içinde değişmez olduğunu kabul etmesidir. Yani kişilik yetişkinliğe ulaştıktan sonraki dönemlerde yüksek oranda bir tutarlılık göstermektedir. İkinci varsayım da, kişilik özelliklerinin durumlara göre de kararlılık gösterdiğidir. Örneğin saldırgan insanlar futbol oynarken de aile içi tartışmalarda da normalden fazla düzeyde saldırganlık göstermektedirler.

Büyük Beşli Kuramı – Robert McCrea & Paul T. Costa

            Yetişkin kişiliğinin beş temel yönde görülen farklılıklar noktasında açıklanabileceğini savunurlar. Bunlar şöyledir:

  1. Dışa dönüklük: Bu özelliği yüksek bireyler aktif, girişken, sosyal, coşkulu, cana yakın, şefkatli, eğlenceyi seven ve konuşkandırlar. Düşük bireyler de çekingen, ciddi, mesafelidir.
  2. Uyumluluk: Bu özelliği yüksek bireyler sevecen, bağışlayıcı, cömert, nazik, sempatik, güvenen, işbirliği içerisinde çalışan ve yardımcıdır. Düşük kişiler de katı, şüpheci ve bireyseldir.
  3. Özdisiplin: Özdisiplini yüksek kişiler randımanlı, organize, planlı, güvenilir, tepki veren, titiz, uzak hedefleri gerçekleştirmek için doyumu erteleyebilen, düzenli kişilerdir. Diğerleri düzensiz, dikkatsiz ve iradesizdir.
  4. Nörotisizm (duygusal denge – dengesizlik) – nevrotiklik: Bu özelliği yüksek kişiler kaygılı, kendine acıyan, gergin, alıngan, değişken, telaşlıdırlar. Düşük olanlar ise sakin, güvenli, kendini seven, kendinden memnundurlar.
  5. Açıklık – akıl: Bu özelliği yüksek bireyler sanatsal, meraklı, hayal gücü zengin, kavrayışı yüksek, özgün, bağımsız, ilgi alanları geniş kişilerdir. Düşük bireyler de gerçekçi, sıradan ve uysaldırlar.

Charles E. Spearman – İki Faktör Kuramı

            Spearman zihinsel aktivitelerin hepsinde rol oynayan genel bir zihinsel enerjinin var olduğunu iddia etmiştir ve bu enerjiye “g” adını vermiştir. Ona göre zekayı ölçmek demek “g”yi ölçmek demektir. Spearman’a göre insanlar sahip oldukları genel zihni enerji (g) yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Söz konusu olan genel zihni yetenek üç etkinlikte kendini göstermektedir: 1. Kendi yaşantılarının bilincine varma, 2. İlişkileri algılayabilme, 3. Benzerlikleri bulma.

Stenberg – Üç Boyutlu Zeka Kuramı

            Zeka, akıl ve yaratıcılık olmak üzere üçlü zeka anlayışını geliştirmiştir. Bu anlayışa göre;

  1. Yapılanım zekası: Bilgi kazanımı, düşünme, planlama ve yürütücü stratejilerden oluşmaktadır.
    1. Uyarlama zekası: Faklı ortamlarda becerilerini kullanma ve uyarlama yeteneğidir.
    1. Uygulama zekası: Tecrübe, içgörü ve yaratıcılık yeteneğini kullanarak yeni durumlarda problem çözme yeteneğidir.

Stenberg, zeka gerektiren bir davranışın, birbiriyle etkileşim içinde olan üç faktör içerdiğini savunmaktadır. Birincisi, davranışın meydana geldiği çevresel bağlam; ikincisi, yapılan işle ilgili bireyin önceki yaşantıları; üçüncüsü de yapılan işin gerektirdiği bilişsel süreçlerdir.

Thorndike – Çok Faktör Kuramı

            Thorndike’a göre zeka birbirinden ayrı faktörlerden meydana gelir. Söz konusu faktörler birbirlerinden bağımsızdır. Bu faktörler a. Kelimelerin anlamları, b. Aritmetik akıl yürütme, c. Kavrama, d. İlişkileri görsel olarak algılamadır.  Ayrıca zekayı üç kategoriye ayırmıştır.

  1. Mekanik zeka: Çeşitli araç – gereç ve makineleri anlama ve kullanmayı içerir.
  2. Soyut zeka: Sayı ve kelime cinsinden sembolleri anlama ve kullanma yeteneğidir.
  3. Sosyal zeka: İnsanları anlama ve onlarla başarılı ilişkiler kurabilme yeteneğidir.

Küp Kuramı – Guilford

            Zekanın üç temel kategorisinin bulunduğunu ileri sürmüştür: Zihinsel işlemler (düşünme süreçleri), içerik (düşündüklerimiz) ve ürün (düşünmemizin sonunda ortaya çıkanlar). Altı farklı ürünün dört nesneyi beş değişik işleme tabi tutmasıyla (5 x 4 x 6 = ) 120 farklı yetenek ortaya çıkar.

1. Zihinsel işlemler (düşünme süreçleri): Herhangi bir zihinsel işlemi sürdürürken yaptığımız faaliyetleri içermektedir. Beş farklı kategoriden oluşur.

a. Biliş: Eski bilgiyi tanıma ve yenisini keşfetme. Organizmanın çevresindeki dünya hakkında bilgi edinme ve bu bilgileri dünyayı anlama, problem çözme doğrultusunda kullanma sürecidir.

b. Iraksak düşünme: Sadece tek çözümün olduğu yerler. Farklı yönlerden düşünme, yenilik ve değişikliği arama, bilinen veya hatırlanan olgulardan yeni bilgiler çıkarma işlemidir. Kısaca yaratıcı düşünmedir.

c. Yakınsak düşünme: Birçok cevabın olduğu yerler. Alışılmış kalıplar içinde düşünmedir. Kalıpsal düşünme ya da birden fazla çözüme odaklanmadan düşünme, tek seçenekle yetinme şeklindeki düşünmedir.

d. Değerlendirme: Ne kadar iyi, doğru, uygun olduğu ile ilgili kararlar. Bilinen, hatırlanan veya düşünme yoluyla yaratılanların iyiliği, doğruluğu, uygunluğu veya yeterliliği hakkında hüküm verme işlemidir.

e. Hafıza (Bellek): Daha önce öğrenilmiş bilgiyi saklama ve hatırlama becerisidir.

2. İçerik(Düşündüğümüz şey): Çevremizde gerçekleşen olaylarla ilgili ana temayı yakalayacağımız düşünce bölümünü oluşturur. Dört farklı kategoriden oluşur.

a. Görsel figürler: Görme, işitme, dokunma gibi duyu organları ile algılanan bütün nesneler figürel muhtevayı meydana getirir. İnsanlar gördükleri her şeyin zihinlerindeki izdüşümlerini zihinsel figürlere dönüştürür ve düşünme sürecinde bu figürleri kullanır.

b. Kelime anlamları: Kelimelerle ifade edilen kavram ve fikirleri kapsar.

c. Semboller: Alfabe veya sayı sistemi gibi genel sistemler içinde organize edilen harf, rakam ve diğer geleneksel işaretleri kapsar.

d. Davranışlar: Sosyal zeka olarak da adlandırılan ve bireylerin birbirleri ile ilişkilerinden ortaya çıkan durumları temsil eder.

3. Ürünler (Düşüncelerimizin sonucunda ortaya çıkanlar): Çevremizde gerçekleşen olay ve durumlardan sonra ortaya birtakım sonuçlar çıkar. Çıkan bu sonuçlar bireyi de düşünce üretmeye doğru götürür. Altı farklı kategoriden oluşur.

a. Birimler: Litre, ton, cm, km, vb.

b. Sınıflar: Memeliler sınıf vb.

c. İlişkiler: Özellikle istatistikte söz konusu olan çeşitli faktörlerin birbirleriyle ilişki içinde olması vb.

d. Sistemler: Makine sistemleri, ekonomik sistemler vb.

e. Dönüşümler: Özellikle kimyada bazı maddelerin birleşerek yeni maddeler oluşturması vb.

f. Uygulamalar: Düşünce sürecinin sonucunda var olan durumdan daha farklı uygulamalara gidilmesi gibi ürünlerdir.

Louis L. Thurstone – Grup Faktör Kuramı

            Bu kuram faktör analizine dayanır. Thurstone’a göre bilişsel işlemler gruplanabilir. Belli gruplarda bulunan bilişsel etkinlikler diğer gruplarda bulunanlardan ayrılabilir. Toplam 7 temel faktör vardır:

  1. Sayısal: Bu faktör sayısal işlemleri hızlıca ve doğru bir şekilde yapabilme yeteneğidir.
  2. Sözel: Kelimeler ve onların oluşturduğu cümleler arasındaki ilişkileri görebilme yeteneğidir.
  3. Yersel: Bir varlığın uzaydaki farklı konumlarını, durumlarını algılama ve göz önüne getirip canlandırma yeteneğidir.
  4. Kelime akıcılığı: Sınırlı bir süre içinde mümkün olduğu kadar çok ve anlamlı kelime söyleyebilme yeteneğidir.
  5. Akıl yürütme: Bir kural ya da ilkeyi algılayabilme yeteneğidir.
  6. Anlamsız belleme: Anlamlı ya da anlamsız bilgileri ezberleme yeteneğidir.
  7. Algısal: Çeşitli şekiller arasındaki ince farklılıkları algılayabilme yeteneğidir.

Piaget’nin Zeka Kuramı

            Piaget, zekayı çevreye uyum sağlama becerisi olarak tanımlamıştır. Zekanın zaman içinde bir süreçten geçilerek geliştiğini düşünmektedir. Üç temel öge önemlidir: a. İçerik, b. İşlev, c. Yapı.

            Bilişsel etkinliklerde içerik çocuğun ne bildiğidir. İşlev, bilişsel etkinliğin ana unsurlarını belirtir. Zihinsel etkinliğin ana unsurları özümleme ve uyma süreçleridir. Zeka çalışmalarının odağında bilişsel yapıların (şemaların) gelişimindeki niteliksel değişimler vardır.

            Piage’ye göre üç tür bilgi vardır: Bunlar a. Fiziksel bilgi, b. Mantıksal – matematiksel bilgi, c. Sosyal bilgidir.

Küme Etkenli Zeka Kuramı

            Zekanın sayısal yetenek, sözel yetenek, uzamsal yetenek, uslamlama (kurallar – ilkeler koyabilme) yeteneği, belleme yeteneği, algısal yetenek ve konuşma akıcılığı olmak üzere yedi kümede toplandığını savunur.

Çoklu Zeka Kuramı – Gardner

            Zekanın sözel dilsel, müziksel ritmik, mantıksal matematiksel, görsel uzamsal, bedensel, sosyal toplumsal, öze dönük, doğacı ve varoluş zekası olmak üzere 9 boyutu vardır. Bunların dışında da yeni zeka alanlarının bulunabileceğini belirtmiştir.

            Bireysel Farklılıklar İlgili Diğer Etkenler

Denetim odağı

Rotter, dışsal uyarıcılar ve pekiştirmenin davranışlarımızı etkileyebileceğini kabul etmiştir. Ancak bu etkinin yönü ve etki derecesinin yine bilişsel faktörler tarafından belirlendiğini belirtmiştir. Bunun yanında pekiştirmenin kaynağı da önemlidir. İçsel denetim odağına sahip bireyler gerek fiziksel gerekse ruhsal açıdan daha sağlıklıdır. Yaşamlarını kendilerinin kontrol ettiğine, yapacakları seçimlerin sonraki süreçlerini belirleyeceğine inanırlar. Bu kişilerin sosyal ilişkileri oldukça gelişmiştir. Kendilerine olan saygıları gelişmiştir. Dışsal denetim odağına sahip bireyler yeteneklerinin, davranışlarının çok az şeyi değiştirebileceğini düşünürler. Birçok şeyi şans, kader, kısmet gibi dışsal faktörlere bağlarlar. Kendilerine olan saygıları düşüktür.

 

            Epistemolojik inanç

            Genel olarak bireylerin, bilginin ne olduğu konusundaki fikri, bilme ve öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ile ilgili öznel inançlarıdır. Epistemolojik inancı gelişmiş öğrenciler;

  • bilişsel ve metabilişsel öğrenme stratejilerini daha etkili ve verimli kullanmakta,
  • zorlayıcı öğrenme görevleriyle uğraşırken çabalarını sürdürme eğilimi göstermekte,
  • daha yüksek düzeyde akademik başarıya ulaşmakta,
  • okula ve eğitime yönelik daha olumlu tutumlar geliştirmekte,
  • karmaşık konularla ilgili daha derin, nitelikli ve çok yönlü düşünceler geliştirmektedirler.

Metabiliş (üst biliş – kavramayı denetleme) – Flavell

Öğrencilerin bilgi ve deneyimlerinden yola çıkarak bilişsel bilgi işleme süreçlerini yine kendilerinin planlaması, denetlemesi ve süreçte ya da üründe bir sorun saptadıkları zaman kullandığı stratejileri değiştirebilmesi gibi becerilerden oluşur.

Cinsiyet rolü

Kişinin içinde yaşadığı toplumda kendi cinsine atfedilen özellikleri taşıma derecesidir. Toplumsal cinsiyet kavramı, çocuğun kız ya da erkek olmanın kalıcı olduğunu, farklı bir giysi giymenin, saç uzunluğunun vb. şeylerin cinsiyeti değiştirmeyeceğini anlayabilmesidir.

Sandra Bem’in Cinsiyet Rolleri

Erkeksi ve kadınsı niteliklerden oluşan dört farklı cinsiyet rolü belirlemiştir. 

  1. Erkeksi: Erkeksi özellikler yüksek, kadınsı özellikler düşüktür.
  2. Kadınsı: Kadınsı özellikler yüksek, erkeksi özellikler düşüktür.
  3. Androjen: Hem erkeksi hem de kadınsı özellikler yüksektir.
  4. Ayrışmamış (belirsiz): Hem erkeksi hem de kadınsı özellikler düşüktür. Bu grup Marcia’nın dağınık kimlik statüsüne benzemektedir.

Erkeksi özellikler: Liderlik, saldırgan, hırslı, analitik, atılgan, atletik, yarışmacı, inançlarını savunma, başat, güçlü, bağımsız, bireyci, kolay karar verir, kendine güvenen, kendine yeten, güçlü kişilikli, karşı koymaya hevesli, risk almaya istekli.

Kadınsı özellikler: Şefkatli, neşeli, çocuksu, tutkulu, kaba dil kullanmaz, sakinleştirici, memnun edici, nazik, kolay kandırılabilir, çocukları sever, sadık, ihtiyaçlara duyarlı, ürkek, yüzeysel konuşan, sempatik, kibar, anlayışlı, sıcak, üretici.

Yansız özellikler: Uysal, kibirli, vicdanlı, geleneksel, dostane, mutlu, yardımcı, etkisiz, kıskanç, sevimli, hırçın, güvenilir, sır saklar, ince, ağırbaşlı, yapmacıklı, rol yapar, doğru sözlü, öngörülmez, sistemsiz.

Gelişim Psikolojisi Konu Anlatım Videoları

Gelişim Psikolojisi KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videoları

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here