Piaget Bilişsel Gelişim Konu Anlatım Videosu

Piaget Bilişsel Gelişim KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videosu

Yeni doğan çocuğun, baş etmesi gereken en önemli problem, yaşadığı dünyayı öğrenmesi, anlamasıdır. Bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan, aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişime bilişsel gelişim adı verilmektedir. Piaget’ye göre çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir.

Piaget, bilişsel gelişimi, biyolojik ilkelerle açıklamıştır. Piaget’ye göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bilişsel gelişimin üç temel bileşeni vardır: İçerik (kişinin bildiği şeyler), işlev (fonksiyonel değişmezler), Yapı (davranışsal ve bilişsel şemalar).

Temel Kavramlar:

Zeka: Organizmanın çevreye etkin bir şekilde uyum sağlamasına yardım eder. Zekice etkinlik, var olan her durumda, organizmanın en iyi koşullarda yaşamasını sağlamaya yöneliktir. Bir organizma, içinde yaşadığı çevreye uyum sağladığı oranda zekidir.

Şema: Şema yeni gelen bilginin yerleştirileceği bir çerçevedir. Bilişsel yapılar ya da şemalar yoluyla birey çevresine uyum sağlar ve çevreyi organize eder. Piaget, vücudun yaşamını sürdürmesi için yapıları (organları) olduğu gibi, zihnin de yapıları olduğuna inanmaktadır. Kuşkusuz bu yapılar gözlenemez, ancak davranışlardan yordanabilir. Bebeklerin doğuştan sahip oldukları emme ve yakalama refleksleri ilk şemalarıdır. Bebekler bu şemalarını kullanarak yeni şemalar oluştururlar. Yapılar, sürekli olarak olgunlaşma ve yaşantı kazanma etkileşimi sonucunda değişir, yeniden organize edilirler. Şemayı somut olarak anlamanın en iyi yolu, çocuğa uyarıcı sunmak ve ona karşı nasıl davranacağına bakmaktır.

 Bilişsel gelişimi etkileyen ilkeleri de şöyle belirlemektedir:

1. olgunlaşma, 2. yaşantı, 3. sosyal geçiş (toplumsal aktarım), 4. uyum 5. örgütleme, 6. dengeleme.

1. Olgunlaşma: Gelişimin kalıtım yoluyla getirilen yanıdır. Olgunlaşmanın zihin gelişimi üzerindeki etkisi daha çok yoksunluk durumunda ortaya çıkar. Yani kişi olgunlaştıkça zihinsel gelişimi de ilerler.

2. Yaşantı / Deneyim: Çocuğun dünya üzerinde etkinlikte bulunmaya ve bu eylemlerinin sonuçlarını gözlemeye yönelik kendi olanaklarıdır. Bu yaşantının doğrudan yaşantı olması gereklidir. Bireyin gözleyerek öğrenmesi değildir.

İnsan yavrusu, çok sayıda refleksle doğar. Bu refleksler, çevresine uyum sağlamasına yardım eder. Bebek, biyolojik olarak olgunlaştıkça ve çevresi ile etkileşimleri sonucu yaşantı kazandıkça, refleksler değişikliğe uğrar. Refleksler, çocuğun çevresine uyum sağlamasına yardım konusunda yerlerini bilinçli, karmaşık hareketlere bırakırlar. Burada önemli olan nokta, bilişsel gelişimde ilerleme olabilmesi için organizmanın biyolojik olgunluğa erişmesi ve çevresiyle etkileşimleri sonucu yaşantı kazanması gerektiğidir.

3. Sosyal Geçiş / Toplumsal Aktarım: Çocuk, bir başkasının yaşantılarını gözleyerek de özümleme ve uyumsama yapar. Çocuğun anne babadan, arkadaştan, öğretmenden, kitaptan vb. sosyal çevreden öğrendiklerinin tümünü kapsar.

Deneyim sözkonusu olduğunda çocuğun öznel etkinlikleri, kendi olanaklarıyla elde ettiği bilgiler kastedilmektedir. Birey doğrudan yaşantı geçirmektedir. Toplumsal aktarım söz konusu olduğunda ise çocuğun diğer insanlardan edindiği bilgiler vurgulanmaktadır.

4. Uyum / Adaptasyon: Bu dengelenme sürecinin kesintisiz işleyebilmesi ise karşılaşılan yeni obje, durum ve varlıklara uyum sağlamayı gerektirir. Uyum Yaşam boyunca devam eder. Piaget’ye göre uyumun iki yönü vardır. Bunlar özümleme (özümseme – assimilation) ve düzenlemedir (uyma – uyumsama – uyum kurma – accomodation).

Özümleme, bireyin, kendisinde var olan bilişsel yapılarla (şemalarla) çevresine uyumunu sağlayan bilişsel bir süreçtir. Diğer bir deyişle çocuğun karşılaştığı yeni bir olayı, fikri, objeyi, kendisinde daha önceden var olan bilişsel yapı içine alması sürecidir. Çevresine, kendisinde var olan bilişsel yapılarla tepkilerde bulunmasıdır. Anlamlı öğrenmedir.

Mevcut şemayı yeni durumlara, objelere, olaylara göre yeniden biçimlendirme ve şekillendirme süreci ise düzenlemedir. Eğer mevcut bilişsel yapılar yeni durumlara cevap vermek için uygun ise özümleme yapılır. Yeterli değilse, mevcut bilişsel yapılar yeniden düzenlenir ya da yeni şemalar oluşturulur. Bu yeniden düzenleme kabaca, öğrenmeye eşdeğer görülmektedir. Yeniden düzenleme olmadan tek başına özümleme ile öğrenme ve dolayısıyla da gelişme mümkün değildir. Piaget’ye göre uyum kurma, gelişimin anahtar ögesidir. Önyargıları güçlü bireyler uyum kurma sürecinde çoğunlukla başarısız olurlar. Çünkü karşılaştıkları her durumu zihinlerindeki şemaya uydurmaya çalışmakta, bu şemanın değişebileceğine inanmamaktadırlar.

Yaşamın ilk yıllarında zihnimizdeki şemalar yeterli sayıda olmadığı için genellikle uyumsama, ilerleyen yaşlarda ise genellikle özümseme kullanılır.

5. Örgütleme: Zihindeki düşünce ve bilgi parçaları birbirinden bağımsız halde bırakılmayarak çocuk tarafından sürekli olarak ilişkilendirilmeye, bütünleştirilmeye çalışılır. Her bir uyum hareketi, organize edilmiş bir davranışın parçasıdır. Tüm etkinlikler koordinelidir. Uyum davranışı, örgütlenmiş bir sistemin, örgütlenmiş bir etkinliğin parçası içinde yer aldığı için düzenlidir. Örgütleme sistemin düzenini koruyucu ve geliştiricidir. Organizma çevreye uyum sağlama, uyumu da bir organizasyon (örgütleme) içinde gösterme eğilimindedir.

Piaget’ye göre uyum ve örgütleme biyolojik fonksiyon için olduğu kadar, bilişsel fonksiyon için de önemli iki ilkedir. Bu özellikler doğuştan getirilirler. Bu iki ilkeye “fonksiyonel değişmezler (değişmez işlevler) adını vermektedir. Yani organizmanın gerek biyolojik, gerek psikolojik gerekse bilişsel fonksiyonlarını yerine getirmesinde, duruma uyum sağlaması ve bu uyumu bir koordinasyon içinde gerçekleştirmesi yaşamsal bir öneme sahiptir.

6. Dengeleme: Piaget, bilişsel gelişimi, dünyayı öğrenme yolunda bir denge, dengesizlik, yeni bir denge süreci olarak görmektedir. Gelişim, alt düzeydeki bir dengeden üst düzeydeki bir dengeye ilerlemedir. Çocuğun bilişsel dengesi, yeni karşılaştığı olay, obje, durum ve varlıklarla bozulur. Onlarla etkileşimde bulunarak yeni yaşantılar kazanır ve yeni obje, olay, varlık ve duruma uyum sağlar (adaptasyon – uzlaşma). Böylece, yeni ve üst düzeyde bir dengeye ulaşır. Ancak bu denge statik değil, dinamik bir dengedir. Çevre sürekli değiştiğinden ve öğrenilmesi gereken şey bulunduğundan, denge sürekli olarak bozulacak ve yeniden kurulacaktır. Aksi takdirde öğrenme ve sonucunda da gelişme oluşamaz. Piaget’ye göre bilişsel gelişimin temelindeki itici güç, dengeleme kavramında yatmaktadır.

Bilişsel gelişimde dengeleme, bireyin özümleme ve düzenleme yoluyla çevremize uyum sağlayarak dinamik bir dengeye ulaşması sürecidir. Bireyin denge durumu durağan değildir. Dolayısıyla ortaya çıkan yeni uyarıcılarla, bireyin denge durumu bozulur. Bu dengesizlik, özümleme ve düzenleme yoluyla giderilir ve yeni bir denge durumu sağlanır. Öğrenme, büyük ölçüde organizmanın denge durumunun bozulmasına ve dengenin yeniden daha üst düzeyde kurulmasına bağlıdır. En üst düzeydeki gelişim, özümleme ve düzenleme dinamik bir dengede olduğu zaman gerçekleşir.

Piaget’ye göre birey, ne kendisinde var olan şemalarla hiç cevaplayamayacağı, ne de çok kolay bir şekilde cevaplayacağı durumlara ilgi duyar. Bu nedenle bireyi öğrenmeye güdüleyebilmek için orta düzeyde bir belirsizlik, dengesizlik yaratmak gerekmektedir.

Zihinsel Gelişim Dönemleri:

Piaget’ye göre çocuk, basitten karmaşığa doğru bilişsel gelişimini sürdürür. Bu gelişim süreçlerinde dönemlerin sırası değişmez. Dönemler arasında bir hiyerarşi vardır, her dönem kendinden önceki dönemin özelliklerini içerir. Gelişim dönemlerinde bireysel farklar vardır. Her dönemin kendine özgü gelişim özellikleri vardır.

  1. Duyusal Motor Dönemi (0 – 2 Yaş):

Bebek, bu aşamada dış dünyayı keşfetmede duyularını ve motor becerilerini kullandığından bu döneme duyusal motor adı verilmektedir.

  • Bu dönemde bebekler kendi bedenlerini dış dünyadan ayırt etmeyi (doğadan ayrışma)  öğrenirler.
  • Davranışlar, refleksif davranışlardan ve genel vücut hareketlerinden amaçlı davranışa dönüşür.
  • Nesne sürekliliğinin gelişimi: Bebek gözünün önünden kaybolan nesnenin yok olmadığını anladığında, onu zihninde tutacak semboller kullanmaya başlar. Böylece nesne hakkında düşünebilir. Bellek az gelişmiş olmakla birlikte, bu durum belleği kullanmaya başladığının göstergesidir.
  • Nesne ve olayların içsel temsilcilerinin oluşturulması kavram ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur.
  • Duyusal motor dönemde diğer bir önemli gelişme de deneme – yanılma öğrenmesinin oluşumudur.
  • Döngüsel (devresel) tepki: Çocuk, belirli türdeki hareketleri sürekli tekrarlar. Bu, çocuğun ilgili olayı özümlemeye çalıştığını gösterir. Psikomotor tekrarlar daha çok döngüsel tepki, amaçlı ve zihinsel olan tekrarlar ise daha çok devresel tepki olarak adlandırılır. Birincil döngüsel tepkiler bebeğin kendi bedenine yönelik; ikincil döngüsel tepkiler kendi bedeni aracılığıyla dışsal bir nesneye yönelik; üçüncül döngüsel tepkiler de bir nesne ile dışsal bir nesneye yönelik tepkilerdir. Üçüncül döngüsel tepkilerde bebek, bedeni dışındaki bir tepkiyi tetikleyen eyleme benzer yeni eylemler ortaya koyar.
  • Pasif beklenti, bebeğin ortadan kaybolan bir nesneyi almak için bir şey yapmaksızın nesnenin kaybolduğu noktaya uzun süre bakakalmasıdır.
  • Sihirli nedensellik: Bebek, davranışlar arasında neden – sonuç ilişkisi kuramadığı için henüz amaçlı davranışta bulunamaz. Neden – sonuç ilişkisini kavrayamaz. Bu nedenle kimi davranışları tekrarlar.
  • Ertelenmiş taklitler: Birinci yaşın sonlarına doğru taklit edebilme davranışı da ortaya çıkmaktadır. Ancak bu taklit önceleri sadece modelin göz önünde olduğu durumlarda yapılırken daha sonraları model ortada olmasa dahi taklit davranışı yapılabilir hale gelir. Buna ertelenmiş taklit denir. Ertelenmiş taklidi yapabilmek, hafızanın gelişiyor olduğunun önemli bir göstergesidir.
  • Ses bulaşması: Bu dönemde bebekler zaman zaman başka bebeklerin ağlamalarını duyduklarında hoş olmayan, tedirginlik verici bir durumun söz konusu olduğunu hissederek ağlamaya başlarlar. Bu durum aynı zamanda basit düzeyde bir taklit ve öğrenme becerisinin geliştiğini gösteren bir ipucudur. Bacanlı’ya göre ses bulaşması belki de empatinin doğuştan gelen kökenidir.
  • Alışkanlıklar: Döngüsel tepkiler tekrarlana tekrarlana daha sonra alışkanlıkları oluştururlar. Bir tepkinin alışkanlığa dönüşmesi halinde kişide eski heyecanı duyurmadığı söylenebilir.
  • Nesne kimliği: Bir nesnenin bir durumdan diğerine ya da bir günden başka bir güne değişmediğini, aynı olduğunu anlayabilmektir. 11. aydan itibaren kazanılmaktadır.
  • İşlem Öncesi Dönem (3 – 6 Yaş):
    • Sembolik dönem ya da kavram öncesi dönem (2 – 4 yaş);
  • 2 – 4 yaşlarında çocuk, gözünün önünde bulunmayan ya da hiç mevcut olmayan nesne, olay, kişi ya da varlığı temsil eden semboller geliştirmeye başlar. Yani sembolik düşünme görülür.
  • Bu dönemde dil gelişimi çok hızlıdır.
  • Sembolik işlev: Çocukların o anda gözleri önünde olmayan nesne, kişi ve durumları resmetmek, düşünmek, hatırlamak veya eylemle ifade etmek yetisini ifade eder. Sembolik zekâ, düşünme ve oyun gelişimi başlar. Sembolik zekâ ve düşünme de bir nesneye sembolmüş gibi anlamlar yükler ve canlandırma yapar (iç temsil).
  • Aklın / zihnin kuramı: Ruhsal durumları, inançları, niyetleri, istekleri, algıları vs. kendine ve başkasına atfedebilme yetisi ve başkalarının istek, düşünce, algı, niyet vs. açısından kendisinden farklı olabileceklerine ilişkin anlayıştır. Başka bir deyişle, tıpkı benim gibi başkasının da aklı olduğunu fark etme yetisidir. Kendi aklımızın olduğunu içebakışla fark ederiz. Aklın kuramının gelişiminin en önemli kaynağı sosyal etkileşimdir. Bu kavram başkasının bakış açısından bakmadan daha genel ve yüzeysel olduğu için farklı bir kavramdır.
  • Kişi sürekliliği ve cinsiyet değişmezliği: Kişi gözden kaybolduğunda yok olmadığını anlayabilmektir. 1 yaşına kadar bu özellik kazanılır. Ayrıca çocuk dış görünümdeki değişiklik ya da benzerlik ne olursa olsun, kişiyi diğer kişilerden ayırt edebilir. Ayrıca cinsiyetin dış görünümden bağımsız ve kalıcı olduğunu kavrar.
  • Sembolik (simgesel) oyun: Oyun sırasında bir şeyi başka bir şey gibi görmeleridir. Kısaca “–mış gibi” yapmaktır. Hayal gücünü kullanarak düşünür. Çubuğu tabanca gibi kullanır, bir ağaç dalının üzerinde ata biniyormuş gibi hareket eder (yani bir şeyi başka bir şeymiş gibi canlandırma). Vygotsky, bu kavrama “nesnelerin manipülasyonu” adını vermiştir.
  • Monolog: Çocuklar tek başlarına kaldıklarında görülür. Çocuğun özellikle oyun oynarken yapacaklarını kendi kendine mırıldanması şeklinde ortaya çıkar.
  • Toplu monolog: Birkaç çocuk bir araya gelse dahi hepsi bir arada konuşurlar ve aralarında bir iletişim kurulması çok zor olur. Çünkü konuşma da benmerkezlidir ve başkalarını dinlemezler.
  • Paralel oyunlar: Daha çok aynı anda, bir arada, birbirlerinden bağımsız olarak oyun oynarlar.Bu çocuklar benmerkezci olduklarından ve sadece kendilerine odaklanabildiklerinden birbirleriyle oynamak yerine birbirlerinin oyunuyla ilgili olan ama herkesin kendince oynadığı oyun etkinliklerinde bulunurlar.
  • Eşli oyunlar: Kurdukları hayal dünyasında saatlerce oynarlar, hayali oyun arkadaşları ya da oyuncaklarla konuşurlar. Ancak paylaşım ve işbirliği noktasında güçlük çektikleri için eşli oyunları oynamaları zordur.
  • Benmerkezci düşünce (egosantrizm): Kendi görüşlerinin mümkün olabilecek tek görüş olduğuna inanırlar, çevredekilerin kendilerinden farklı bakış açılarına sahip olabileceklerini anlayamazlar. Dünyayı sadece kendi bakış açısıyla, ihtiyaçlarıyla ve yaşantılarıyla algılarlar. Süt sevmiyorsa, kimse süt sevmiyordur. Benmerkezci düşünme karşımıza farklı şekillerde çıkabilir:
    • Çocuk sadece kendisinin gördüğü, duyduğu, bildiği şeyleri, herkesin görüp duyup bildiğini sanabilir. Ya da bu düşüncenin tersi olarak herkesin bildiği bir şeyi sahiplenir ve bu bilgiye sadece kendisinin sahip olduğunu sanır.
    • Çocuk bir şeyden hoşlanıyorsa bundan herkesin hoşlandığını, hoşlanmıyorsa bundan hiç kimsenin hoşlanmadığını düşünebilir.
    • Çocuk çevresindeki herkesin ve her şeyin sadece kendisi için var olduğunu sanabilir.
    • Çocuk, çevresinde gelişen her olaydan öncelikle kendisini sorumlu tutabilir.
    • Çocuk, her durumu sadece kendi bakış açısından ele alabilir.
  • Odaklanma: Birden fazla özelliğe sahip bir şeyin tek bir özelliğine dikkat etmeleridir. Bir etkinlik dizisi yaşadıklarında bu etkinliğin tek bir anına (en çok dikkat çeken kısmına ya da genellikle sonuna) odaklanabilirler. Ayrıca çocuklar bir anda tek bir etkinlik gerçekleştirebilirler. Benmerkezcilik, tek özelliğe göre sınıflama, korunum ve özelden özele akıl yürütme gibi özelliklerin temelini oluşturur. Odaklanma bir kazanım değil, yetersizliktir.

Özelden Özele Akıl Yürütme & Odaklanma & Özümleme Kavramlarını Ayırt Eden Video

  • Zihnin kuramı: ruhsal durumları, inançları, niyetleri, istekleri, algıları vs. kendine ve başkasına atfedebilme becerisidir. Yani kendi aklımızın olduğunu içebakışla fark ederiz. Ancak başkalarının aklına doğrudan ulaşma olanağı yoktur. Bir şekilde başkalarının tepkilerini anlayabilme, yorumlayabilme ve önceden yordayabilme olanağı sağlar.
  • Yanlış bağdaştırma (senkretik düşünce): Çocuklar bir durumu meydana getiren ögeleri birbirleriyle rastgele yani bir mantıklı nedene dayandırmaksızın eşleştirirler. Yani basit, mantığa dayanmayan, beceriksizce sınıflandırma yapmadır. Birbiri ile her koşulda ilişki olmayan durumlar arasında bağ kurarak yapılan akıl yürütme işlemidir.Örneğin sırf renkleri aynı diye birbirleriyle aynı kategoride olmayan araba ve hayvan oyuncakları aynı kategoriye koymaları; en son hastaneye yatırıldığında eve bir bebekle dönen annenin tekrar hastaneye yatırıldığında eve yeni bir bebekle döneceğini düşünmek yanlış bağdaştırmadır.
  • Kalıp yargılar: Bu yaş çocuklarının kalıp yargıları vardır. Örneğin hep sakalsız futbolcu görmeye alışık bir çocuğa sakalları olan birinin futbolcu olduğunun söylenmesi durumunda çocuğun buna inanmamasıdır. Bu kalıp yargılar o kadar güçlüdür ki çocuklar yetişkinlerce yapılan açıklamaları da pek ikna edici bulmazlar.
  • Yanlış inanç ilkesini kavrayamazlar: Bir kişinin yanlış bir inancının olduğunu anlama ve ayrıca bu yanlış inanca neyin neden olabileceğini belirleyebilme yeteneğine yanlış inanç ilkesi denir. Bu dönemde çocuklar benmerkezci bakış açısına sahip olduklarından bu ilkeye sahip olamazlar. Kaya rengine boyanmış sünger örneği.
  • Adlandırmada gerçekçilik: Piaget’ye göre çocuklar nesnelerin isimlerini öğrendikten sonra kimi zaman nesne ile nesneyi temsil eden ismi ayırt etmekte zorlanırlar. Örneğin bir çocuğa ay ile güneşin isimlerini değiştirebilir miyiz diye sorulduğunda bunun mümkün olmadığını ifade ederler. Çünkü güneş gündüzleri, ay da akşamları çıkıyordur.
  • Hayali oyun ve hayali arkadaş: Bu dönemde gelişen zihinsel temsil becerisinin bir göstergesidir. Sembolik oyun kapsamında ele alınabilir. Hayali arkadaşlar çocuk tarafından temsil edilen bir insan olabileceği gibi bir hayvan da olabilir.
  • Tek boyuta göre sınıflama yapabilirler. Bu özellik, odaktan uzaklaşamamanın bir ürünüdür. İneklerin hem evcil hayvan hem de memeli hayvan olduklarını izah etmek kolay olmaz.
  • Tek yönlü sıralama: Nesneleri tek bir özelliğe dayanarak sıraya koymaktır. Çocuk sınıflama ve sıralama yapabilir ancak bu oldukça sınırlıdır. Bir nesne grubunun büyüklük sırasına konulması istendiğinde çocuk en büyük ve en küçüğü uygun yere koyabilir, ancak aradakileri doğru sıralayamaz.
  • Simgesel işlev (işaretsel işlev – semiyotik işlev): Çocuklarda bu dönemde gelişen kavram ve dil yeteneğidir. Simgeleri anlama, oluşturma ve kullanma yetilerine dayanır. Kavram gelişimi, dil, jestler, düşsel ve simgesel oyun, resim yapma gibi özellikler simgesel işlev özelliğinin kazanılmasıyla gelişir.
    • Sezgisel dönem (4 – 7 yaş):
  • Bu dönemde döngüsel tepkinin devamı olarak bilinçte gerçekleşen bir süreç olarak devresel tepki görülür. Çocuk bir davranışı bilinçli olarak sürekli tekrar eder. Örneğin yeni öğrendiği bir şarkıyı sürekli söyler.
  • Sihirli / gizemli / majik / büyüsel düşünme: Bu dönemdeki çocuklar doğa yasalarını göz önünde bulundurmazlar. En iyi örnekler canlandırmacılık ve yapaycılıktır. Bu çocuklara uçan bir insanın resmi gösterilse buna şaşırmazlar. Bunun doğanın işleyişine aykırı bir durum olduğunu düşünmezler. Bu nedenle masalları ve doğa yasalarını hiçe sayan çizgi filmleri çok severler ve buradaki aykırı durumlara şaşırmazlar. Henüz mantıksal düşünemedikleri içil Noel Babayı ya da Şirinleri gerçek olarak kabul ederler.
  • Sınıf içerme (parça – bütün ilişkisi) ilkesini kazanamaz: Alt sınıflardaki nesnelerin üst sınıflara dahil olmasının anlaşılmasıdır. Bu dönemdeki çocuklar özel iki parça arasındaki ilişkiyi kurabilseler de parça – bütün arasındaki ilişkiyi kavrayamazlar.
  • Canlandırmacılık (Animizm): Çocukların canlı – cansız ayrımı yapamamalarıdır. Cansız varlıklara canlı muamelesi yapmalarıdır. Bu dönemde sık sık uygularlar. Çocuk cansız nesnelere canlılık özelliklerini verir. Diğer taraftan hayvanlara da insani özellikleri yükler. Çocuk güneşin ve ayın insanlar gibi canlı olduğuna inanır. Bu özelliğin bir uzantısı olarak canlılara da cansız gibi davranır. Örneğin bir çocuk gerçek köpeğe davrandığı gibi oyuncak köpeğe davranır. Ya da oyuncak köpeğe davrandığı gibi gerçek köpeğe de davranır.
  • Yapaycılık: Doğal olgu ve olayları birisinin yaptığına inanır. Güneşin ve ayın doğanın bir parçası olduğunu değil, yapay olarak hazırlanmış bir nesne olduğunu sanar. Gökyüzündeki yıldızların iple bağlandığı için düşmediğini sanar, güneşin ateşi bir kibritle yapılmıştır. Şimşek çaktığında Allah baba resim çekiyordur.
  • Özelden özele akıl yürütme: Çocuk özel bir durumdan diğer özel bir duruma genelleme yapmadan akıl yürütür. Birbirleriyle ilişkileri olmayan iki somut nesne veya olay arasında ilişki kurarak düşünmektir. Aynı zaman dilimi içinde meydana gelen iki olay arasında (aslında var olmayan) bir neden – sonuç ilişkisi kurmak olarak da açıklanabilir. Yalnızca akşamları televizyon izleyen çocuğun televizyon izlemeyince akşam olmadığını düşünmesi.

Eğer çocuk olaylar arasında genelleme yapıyorsa özümseme, ayırt etme yapıyorsa özelden özele akıl yürütme yapıyor demektir.

Özelden Özele Akıl Yürütme & Odaklanma & Özümleme Kavramlarını Ayırt Eden Video

  • İlk akıl yürütmeler: Sezgilerine dayalı olarak mantık yürütmeye ve problem çözmeye başlar.
  • Ahlaki bağımlılık: Çocuk dıştan gelen (anne-babaya bağlı) yasa ve kurallara göre davranır.
  • Soru sorma: İlgi ve merak geliştiği için çocuk sürekli olarak sorular sormaya başlar.

3. Somut İşlemler Dönemi (7 – 11 Yaş):

  • Benmerkezcilikten uzaklaşmışlardır (Dağılma): Olayları ve dünyayı, başkaları açısından da görebilirler. Çocuklar, somut olduğu sürece karmaşık problemleri çözebilirler. Soyut problemleri ise çözemezler.

         – Somut yollarla işlem yapabilme becerisini kazanırlar. Bununla ilgili olarak aşağıdaki özellikler kazanılmıştır:

            Ödünleme:Uzun bir kaptan daha kısa ve geniş bir kaba aktarılan sıvıda kabın uzunluğunun azalmasını yeni kabın genişliği telafi etmektedir gerçeğini düşünebilme.

            Özdeşlik: Bir miktar maddeye yenisi eklenmemişse ve içinden hiç çıkarılmamışsa eskiden neyse şimdi de odur prensibini anlayabilme.

            Geçişlilik: Bir seriyi oluşturan ögeler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme. Eğer A, B’den uzunsa ve B de C’den uzunsa, o zaman A, C’den uzundur sonucuna varabilmek.

  • Odaktan uzaklaşma: Çocuklar bir durumun, nesnenin ya da yaşantının birden fazla boyutunu aynı anda algılayabilirler. Bu özellik tersine çevirebilme, korunum ve üst düzey sınıflandırma becerileri için önkoşuldur.
  • Tersine çevirebilme, bir işlemi son aşamasından başlangıç aşamasına doğru geriye götürme yeteneğidir.
  • Korunum, herhangi bir nesnenin biçimi ya da mekandaki konumu değiştiğinde, miktar, ağırlık ve hacminde değişiklik olmayacağı ilkesidir. Maddelerin görünümü değişse bile özü değişmez. Tersine çevirebilme kavramını kazandıklarından korunum ilkesi ile ilgili bir sorunları da yoktur. Piaget’ye göre önce miktar – madde (sayı, uzunluk ve alan) korunumu, sonra ağırlık, sonra da hacim korunumu kazanılır.

Piaget’ye göre korunumun kazanılabilmesi için özdeşlik, ödünleme ve dönüşümsel düşünebilme becerilerinin kazanılması gerekmektedir. Özdeşlik (ayniyet), maddeye herhangi bir şey eklenmemiş ya da çıkarılmamışsa maddenin aynı kaldığını bilmektir. Ödünleme, çocuğun nesnenin bir boyutundaki artmanın başka bir boyuttaki azalmaya neden olduğunu kavramasıdır. Dönüşümsel düşünebilme herhangi bir değişim işlemini zihninde geriye doğru götürebilmesi ve başlangıç noktasına vardırabilmesi ve böylece maddede bir değişim olmadığını bilebilmesidir. Daha önce yaşanmış bir olayı kafasında canlandırıp anlatabilmesidir. Korunumu kazanamamanın bir nedeni de algıda baskınlıktır. Algıda baskınlık, çocuğun o an gözlemlediği somut durumu algılayışının, başka işlem yapmasına engel olacak kadar baskın olması durumudur.

Temel korunum türleri:

  • Miktar korunumu: Bir bütün parçalara ayrılsa bile miktarı aynı kalır, değişmez.
  • Uzunluk korunumu: Bir tel parçası ne kadar kıvrılırsa kıvrılsın, uzunluğu aynı kalır, değişmez.
  • Sayıların korunumu: Maddelerin birbirlerine yakınlaştırılması ya da birbirlerinden uzaklaştırılması ile miktarda bir değişme meydana gelmez.
  • Alan korunumu: Bir kağıt parçasının kapladığı alan, bu kağıt parçası kesilip farklı şekiller oluştursa bile toplamda aynı kalır.
  • Ağırlık korunumu: Bir maddenin şekli değişse bile ağırlığı değişmez.
  • Hacim korunumu: Farklı şekillere sokulan bir madde, içi su dolu bir kaba atıldığında, taşırdığı su miktarında herhangi bir değişme görülmez.
  • Üst düzey sınıflama: Çocuklar nesnelerin birden fazla özelliğini göz önünde bulundurabilir, üst düzey sınıflama, sıralama ve karşılaştırma yapabilirler.
  • Sınıf içerme / Parça – bütün ilişkisi: Bir sınıfın ya da kümenin alt sınıfının üst sınıftan daha büyük olamayacağını bu dönemde anlayabilirler. Bir grup nesnenin bir başka grubun alt sınıfı olabileceğini anlarlar. Parça ile bütün arasındaki ilişkiyi kurabilirler.
  • Düşünmede somut gerçekliğe bağlı olma: Bireysel hak ve özgürlükler, onur, şefkat vb. soyut kavramları ve atasözleri gibi soyut anlatımları anlamakta zorluk çekerler. Bu dönemdeki çocuklar Piaget’ye göre bilim insanıdırlar. Bu çocuklara duyu organlarına hitap etmeyen nesne ve olaylardan söz etmek boşunadır.
  • Zaman algısı görülür. Yani geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir ayrım yapabilirler.
  • Mantıklı düşünmeye başlarlar, yani somut özelliklerdeki problemleri çözebilirler.
  • Perspektif alma: Çocuklar ancak odaktan uzaklaşabildiklerinde başkasının yerine kendilerini koyabilir (benmerkezcilikten uzaklaşabilir) ve başkasının bakış açısıyla olay ve olguları anlayabilirler. Bu sayede çocuk masada oturduğu yerden karşısında oturan kişinin ne görebileceğini, kendisini onun yerine koyarak algılayabilir ve ifade edebilir.
  • Tümevarımsal düşünme becerisini kazanmaya başlarlar.
  • Yatay Dekalaj: Çocuğun bir korunum türü için öğrendiğini, başka bir korunum türüne aktaramamasıdır.
  • Dolaylı gerçeği kavrayabilme: Çocuk bir olayın ya da nesnenin sadece görülen ya da yüzeyde kalan tarafını değil görünmeyen ve yüzeyde kalmayan tarafını da algılar. Mesela; sarı renkli kapaklı bir kitabı, mavi renkli bir kaplıkla kapladığınızda gerçek rengini sorduğunuzda “Sarı” der ve gerçek rengini bilir.

4. Soyut İşlemler Dönemi (11 yaş + ):

  • Bu dönemde artık soyut düşünme başlar. Bir problemin çözümü, somut yollarla sınırlanmaz. Problemde bulunan değişkenler arası ilişkileri bulur. Olası denenceleri geliştirir. Daha sonra da bu denenceleri sırasıyla test eder. Çözüme sistemli bir şekilde ulaşır.
  •  Üst düzey akıl yürütebilir ve bilimsel düşünme gerçekleşir. Bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yoluyla akıl yürütme gözlenir. Üç boyutlu uzayı kavrayabilir.
  • Hipotetik (varsayımsal) düşünme vardır. Olasılıkları dikkate alarak sonuçlar hakkında tahminler yapma yeteneğidir. Örneğin … şöyle olsaydı ne olurdu? Sorusuna yeterli ve mantıklı cevaplar verebilirler.
  • Analitik düşünme: Bir bütünü oluşturan değişkenleri bütünden ayırıp teker teker ele alabilme becerisidir. Ayrıca bu değişkenin yerine başka bir değişken olduğunda bütünün bundan nasıl etkilenebileceğini öngörebilir ve ele alınan parçalara dair pek çok bilgiyi bir araya getirebilir.
  • Birleştirici (bütünleştirici) düşünme: Birey, değişen birkaç nitelik veya değişkeni içeren problemleri çözebilir. Bunu her bir değişkeni tek tek ele alıp test ederek ve sonra da bunları birleştirerek yapar.
  • Ergen benmerkezciliği: Genç, dünyanın kendi etrafında dönmediğini, dünyada başka bireylerin de olduğunu bilirler,  ancak sosyal çevrelerindeki bireylerin kendileriyle son derece ilgili olduklarını, devamlı olarak kendilerini izlediklerini düşünürler. Başkalarının onları nasıl algıladıkları çok önemlidir. Kimlik gelişiminde ergen benmerkezciliği ve analitik düşünme becerisi önemli rol oynar. Ergen benmerkezciliğinin temel nedeni aşırı (naif) idealizmdir. Birey bir düşünceye sahip olduğu zaman, bunun mutlak doğruluğuna inanıp idealleri uğruna diğer görüşleri almayabilir.
  • Hayali seyirci: Ergenlerin kendilerini izlediklerini düşündükleri hayali seyircileri vardır. Elkind bu algıyı hayali seyirci olarak tanımlamıştır. Bu nedenle fiziki görünümlerine son derece dikkat ederler.
  • Kişisel efsane (mit): Diğer insanların kendisiyle ilgili düşüncelerine aşırı önem verirler. Bu nedenle ayna karşısında bolca zaman geçirilir. Ergen kendine özgü dramatik senaryolar geliştirir. Mesela; “hiç evlenemeyeceğini, iş bulamayacağını düşünür. Kendisini ünlü bir sporcu, film kahramanı olarak hayal eder. Kimsenin kendisi kadar sevemeyeceğini ve açı çekmediğini” düşünür. Ergenler bu hayali seyircilerin izlediği bir filmde başrol oynayan kahraman gibi hissederler. Onun için zaman zaman kimsenin cesaret edemediği çeşitli kahramanlıklar yaparak alkış almak isterler ve risk alırlar. Bu risk alma davranışları engellendiğinde saldırgan tepkilerde bulunabilirler.
  • Omnipotent düşünce: Ergenler kendilerinin özel olduklarını ve başkalarının başına gelebilen olumsuz şeylerin kendilerinin başına gelemeyeceğini sanırlar. Bana hiçbir şey olmaz, ben zarar görmem şeklindeki düşünce tarzıdır. Bu nedenle diğer yaş gruplarına göre daha fazla riskli davranışlarda bulunurlar.
  • Kimlik,değerler ve inanç sisteminin oluşumu: Ergenler soyut düşünebildikleri için bu dönemde kendi dünya görüşlerini ve değerlerini oluşturma çabasına girerler. Toplumun yapısıyla, felsefesiyle, politikayla ilgilenirler. Bireyin kendine özgü ideal, değer, duygu ve düşüncelerinin düzenlemesi gerçekleşir.
  • Göreceli düşünme vardır. Diğer bireylerin düşüncelerine göre kendi düşüncelerini geliştirir. Kendi doğruları ile başkalarının doğruları arasındaki farkı anlar. Olay, nesne ve kişileri farklı durumlarda ve farklı bakış açılarıyla irdeleyebilirler.
  • Yazılı dili de bir yetişkin kadar etkili olarak kullanabilirler.
  • Meta düşünme (metabiliş – üstbiliş) – Flavell: Düşünme süreçleri artık sadece fiziksel gerçeklikle sınırlı değildir. Kendi düşünme ve öğrenme biçimlerini irdeler ve bunların farkına varırlar.
  • Mecaz anlamlar, deyimler ve atasözleri: Bu dönemdeki birey atasözlerini, deyimleri ve mecaz anlamları anlamakta zorluk çekmezler.

Piaget Bilişsel Gelişim Konu Anlatım Videosu

Piaget Bilişsel Gelişim KPSS’de Çıkmış Soruların Çözüm Videosu

             Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramının Eğitim Açısından Doğurguları

            Organizma, amaçlıdır, araştırıcı ve aktiftir.

            Piaget’ye göre geleneksel eğitim ve eğitimcilerin görevleri çocukların zihinsel yapılarına uygun değildir; çocuğu sınırlandırıcıdır. Öğretmen etkin, çocuk ise edilgindir. Öğretmen, bir merkezde hazırlanan programdakileri çocuklara aktarmaya çalışmaktadır. Oysa, Piaget’ye göre eğitimin görevi, bireyin sosyal çevresine uyumunu sağlamaktır. Piaget’ye göre eğitim aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

  • Eğitim, gelişim teorilerine dayalı olmalıdır.
  • Ders konularının dışardan çocuğa sunulması, onun biliş yapılarını geliştirmeyecektir.
  • Okul, yaşama hazırlayıcı değil, yaşamın kendisi olmalıdır.
  • Okullardaki eğitim programları ve uygulanan yöntemler, çocukların biliş yapılarına uygun olmalı; onların var olan biliş yapılarını özümleme ve yeniden düzenleme yoluyla zenginleştirmelerine fırsat yaratmalıdır.
  • Eğitimin planlanması, öğretmenin rehberliğinde çocuklar tarafından yapıldığında onların ilgi ve ihtiyaçlarına daha çok cevap verir ve çocukların etkin olması sağlanabilir.
  • Piaget eğitimde sınavları zararlı bulmaktadır. Sınavlar belleğe dayalı olmamalıdır.

Sonuç olarak Piaget, eğitimin bireyselleştirilmesini öngörmüş, aktif okul, açık sınıf uygulamalarına temel oluşturmuştur. Aktif yöntemde çocuklar, soru sormada, araştırmada, kendilerini ve çevrelerini keşfetmede özgürdürler. Öğretmen sınıfta ders anlatma, göstermek için değil, gözlemek, soru sormak, rehberlik etmek için vardır.

            Piaget’nin Kuramının Eleştirisi

  • Dönemler arasındaki geçişi olduğundan daha keskin bir dille ifade etmiştir. Oysa ki bir dönemden diğerine geçiş keskin çizgilerle ayrılmamıştır.
  • Kültürü ve kültürel farkları yeteri kadar incelememiştir.
  • Cinsiyet farklarına değinmemiştir.
  • Zihinsel gelişimi sadece ergenliğe dek incelemiş, yaşam boyu gelişim anlayışını yeteri kadar yansıtmamıştır.
  • Kimi uzmanlara göre bilişsel gelişim Piaget’nin ifade ettiğinden daha karmaşık olmaktadır. Örneğin Elizabet Spelke, duyusal motor döneminde dahi bebeklerin kimi doğa yasalarının farkında olduklarını savunur. Emekleyen bir bebeğin duvar, kapı gibi katı cisimlerden geçmeye kalkışmaması gibi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here